Tepegöz Hikayesi | Dede Korkut Hikayeleri

Basat'ın Tepegöz'ü Öldürmesi Hikayesi

Oğuz halkına bir gün düşman baskın yaptı, Oğuz halkı da kaçmak zorunda kaldı ve Uruz Koca, kaçarken oğlunu düşürdü. Oğlanı bir aslan bulup büyüttü. Oğuz halkı birkaç yıl sonra tekrar yurtlarına döndüler. Bir gün çobanın biri aslan gibi hareket eden çocuğu görür ve Oğuz beylerine haber verir. Uruz Koca, bu oğlanın kendi oğlu olduğunu anlar ve onu tutup evine getirir ama çocuk yine aslanların yanına kaçar. Tekrar getirirler ve bu sefer Dede Korkut'u da çağırırlar. Dede Korkut, çocuğa insan olduğunu ve hayvanlarla yaşamaması gerektiğini anlatıp adını "Basat" koyar.  

Oğuz halkı bir gün yaylaya göçer, Uruz'un bir çobanı vardı. Bu çoban herkesten önce gidilecek yere giderdi. Yine herkesten önce yayladaki pınara vardı, bu pınarda periler konaklıyorlardı. Çoban bir periyi gördü ve çok beğendi. Bu peri ile beraber olmak istedi, bu birlikteliğin ardından peri: "Çoban bende bir emanetin var, o emaneti gel ve al; ama Oğuzların başına bela açtın bunu da bil." dedi. Çoban ile perinin birlikteliğinden Tepegöz doğdu. Oğuz halkı yine yaylada dolaşırken bebek mi canavar mı belli olmayan Tepegöz'ü gördüler. Kimse onu evine götürmek istemezken Uruz Bey, bu çocuğu alıp oğlu Basat ile birlikte büyütmeye başladı.


Tepegöz daha küçükken dadılarının sütünü bitirip kanını emmeye başlar. Günde bir kazan süt yetmiyordu onu doyurmak için. Büyüdü, gezip arkadaşlarıyla oynamaya başladı ama çocukların da kulağını ve burnunu yemeye başladı. Bunun üzerine halk şikayetçi olunca Uruz Koca, Tepegöz'ü dövdü ve ona yasaklar koydu. Bunun sonucunda Tepegöz'ün peri olan annesi gelip Tepegöz'ün parmağına bir yüzük taktı. Bu yüzük sayesinde Tepegöz'ün bedenine ok batmayacak ve kılıç saplanmayacaktı. Bu güç ile dağa kaçan Tepegöz, eşkıyalık yapmaya başladı. Bunun üzerine birkaç adam yolladılar, ok attılar batmadı, kılıç vurdular saplanmadı. Tüm Oğuz beyleri toplanıp Tepegöz üzerine sefere çıktılar ama Tepegöz, birçok Oğuz beyini öldürdü. Bunun üzerine Dede Korkut'u yolladılar. Dede Korkut, Tepegöz ile konuştu, Tepegöz önce her gün altı yüz adam istedi yemek için ama Dede Korkut razı olmadı ve günde iki adam ile beş yüz  koyuna razı etti. Bunların yanında iki tane de aşçı istedi. 

Oğuz beyleri Tepegöz'ün taşkınlıklarını önlemek için her gün iki adamla birlikte beş yüz koyun yolladılar. Dört oğlu olan birini verdi üç kaldı, üç oğlu olan birini verdi iki kaldı, iki oğlu olan birini verdi bir kaldı. Bir yaşlı kadının tek oğlu kalmıştı, sıra yine ona geldi ve oğlunu vermemek için ağlayıp yakınmaya başladı. Bu sırada seferde olan Basat geri dönmüştü. Yaşlı kadın, Basat'ın yanına giderek durumu anlattı. Tepegöz, Basat'ın kardeşini de öldürmüştü. Tüm bunları duyan Basat, birlikte büyüdüğü Tepegöz ile konuşmaya ve ona bu yaptıklarının bedelini ödetmek için yola çıktı. 

Basat, Tepegöz'ün yaşadığı yere gitti. Oklarını bir bir Tepegöz'e attı ama oklar kırıldı parçalandı. Basat'ı yakalayan Tepegöz, onu çizmesinin içine sokarak akşam yemek için sakladı. Tepegöz uyurken Basat çizmenin içinden kurtuldu ve Tepegöz'ün en hassas yerinin gözü olduğunu aşçılardan öğrendi. Mızrağını ateşe atarak iyice kızgınlaştırdı ve kızgın mızrağı Tepegöz'ün gözüne soktu. Tepegöz acı ile bağırmaya ve her şeyi yıkmaya başladı. Basat da kaçarak koyunların olduğu mağaraya girdi. Tepegöz onun mağarada olduğunu bildi ve mağaranın girişlerini kapattı. Koyunlar tek tek geçerken her birinin başını okşayarak Basat'ı bulmak istiyordu. Basat da bir koyunu kesip derisini giydi ve o şekilde kapıdan çıkmaya çalıştı ama Tepegöz, Basat'ı tanıdı ve hemen yakaladı ama Basat, Tepegöz'ün elinden kurtulmayı başardı.   

Tepegöz birçok hile ile Basat'ı alt etmeye çalıştı ama Basat her seferinde Allah'a sığınarak peygamberimize salavat getirerek bu hilelerden kurtuldu ve sonunda Tepegöz'ü alt ederek onu yere yıktı. Aşçılar da hemen Oğuz beylerine haber götürerek Tepegöz'ün yenildiğini müjdeledi. Tepegöz, gözünün acısı ile yaptıklarını düşündü ve yediği gençlerin, kadınların, ak sakallı ihtiyarların ahının tuttuğunu anladı. 

Tepegöz'ün yenildiği haberini alan Oğuz beyleri şenlik düzenlediler. Dede Korkut bu şenliklere gelerek kopuz çaldı, türkü söyledi. Basat'a ve tüm Oğuz beylerine dua ederek Allah'a şükretti. 

Tepegöz hikayesi bu şekilde fantastik ögelerle yüklü ve maceralı bir hikayeydi. Bu hikaye ve bunun gibi birçok hikaye edebiyatımızda mevcut. Günümüzde tamamen kurgu olan Yüzüklerin Efendisi ve Harry Potter gibi filmlere taş çıkartacak birçok hikayemiz var ama bunları sahneye aktarabilecek sanatçılarımız ne yazık ki yok.

Dede Korkut Hikayeleri hakkında daha çok bilgi almak ve diğer hikayelerin özetlerini incelemek isterseniz aşağıda okumak istediğiniz yazıya tıklayarak okuyabilirsiniz. 



Kazan Bey'in Oğlu Uruz Bey'in Tutsak Olması Hikayesi 
Deli Dumrul Hikayesi  
Kanlı Koca Oğlu Kan Turalı Hikayesi
Kazılık Koca Oğlu Yiğenek Hikayesi
Tepegöz Hikayesi 
Begil Oğlu Emren Hikayesi
Uşun Koca Oğlu Segrek Hikayesi 
Salur Kazan'ın Tutsak Olup Oğlu Uruz'un Çıkarması Hikayesi

Not: Bu yazıda kullanılan görsel alıntıdır.

10 yorum:

  1. Bu seride en çok Deli Dumrul hoşuma gitmişti. Ama tabii ki hepsi ayrı güzel.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet, Deli Dumrul da çok güzel bir hikaye, hepsinin yeri ayrı tabi ki :)

      Sil
  2. Aferin Basat'a.Yiğit delikanlıymış.Güzel hikayeler :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet, yiğit bir delikanlı olduğunu göstermiş, teşekkürler :)

      Sil
  3. Hikayeler arasında en sevdiğim :)

    YanıtlaSil
  4. Tepegöz ve diger hikayelerimiz islamiyetten cok oncesine aittir. Ne yapip edip Peygamberi, kurani ekleyip Turk kulturunu asimile etmeye ugrasiyorsunuz. Bunun cok iyi farkinda bu millet. Yine siz kaybedeceksiniz bunu bilin.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dede Korkut Hikayeleri 10-11 yy.da yazılmış ve günümüzdeki halini alana kadar da birçok değişim yaşamıştır. 10-11. yy.da Türkler İslamiyet'i kabul etmişlerdi. Bu nedenle dini unsurların bulunması kadar doğal bir şey olamaz. Tepkinize anlam veremedim açıkçası. Türk kültüründe İslamiyet'in de etkisi vardır, siz biraz araştırın bence bu konuyu.

      Sil
    2. Vay be güzelim Türk destanını araplaştırdınız ya bravo. Türk olmak zorunda değilsiniz gidin arap olun bırakın bizler Türk kalalım dayatmayın bize arabın dinini. Bıkmadınız bu arap asimilisyonundan.

      Sil
    3. Öncelikle şunu belirtmeliyim ki ben Arap hayranı falan değilim. Aynı topraklarda yaşamamız sebebiyle edebiyatımız, kültürümüz ve yaşantımız ister istemez birbirinden etkileniyor. Bu da haliyle edebi ürünlerimize de yansıyor. Olaya ben bu açıyla bakarak yorumluyorum, sizin bakış açınız daha da farklı ama aynı düşünceyi paylaşmak zorunda değiliz. Sonuçta farklı düşünceler de zenginliğimizdir, tabii ki saygı ve sevgi çerçevesinde ifade edildiği sürece.

      Sil

Yorumlarınız Bizim İçin Kıymetlidir, Düşüncelerinizi Paylaşırsanız Seviniriz :)

Blogger tarafından desteklenmektedir.