Topal Güvercinin Son İsteği | Kısa Hikayelerim

Mavi ve Edebiyat


Pencereden dışarı bakıyordum. Şiddetli rüzgar, ağaçları bir sağa bir sola savuruyordu. Yapraklar ve dallar rüzgarın şiddetine dayanamayarak kopuyorlardı. İnsan olduğum için bir kez daha şükrettim yaratana. Ya hayvan olarak yaratılsaydım, mesela bir güvercin olarak. Kim bilir nasıl da korkardım vahşi insanlardan. Biri kanadımı kırmak için taş atar, diğeri tüyümü yolmak için beni yakalamaya çalışırdı. Sahiden de ne kadar zordu böylesi vahşi insanların arasında yaşamak. Geçen günlerde gördüğüm bir kedi geldi aklıma, kuyruğu kısacıktı. O an anladım ki, birileri sırf zevk için işkence yaparak kuyruğunu kesmişti hayvancağızın. "Nasıl bir caniliktir bu?" diye geçirdim o an içimden. Nasıl bir canilik bu?

Tam bu düşünceler sırasında bir güvercin kondu penceremin önüne. Sert esen rüzgardan sakınmak için gelmişti besbelli. Tüyleri, rüzgarın şiddeti ile havalanıyordu. Üstelik bir de topallayarak yürüyordu, ayağı sakattı. Pencerenin önünü kontrol ediyordu, kafasını sürekli çevirerek etrafa bakıyor, kendini tehlikeden uzak tutmak istiyordu. Bu sürede ben olabildiğince hareketsiz durarak onu kokutmak istemiyordum, zaten ayağı sakattı, bir de benim hareketimle korkup kaçmasını istemiyordum. Güvercin içeriye de göz atıyordu, gözlerindeki korku dolu ifadeyi görebiliyordum. Her an bir tehlike gelecekmiş gibi bakıyordu.



Hiç anlamadığım bir şekilde camdan içeriye bakmaya başladı, tam gözlerimin içine. Bu sefer ben biraz korkmaya başlamıştım. Bir güvercin nasıl olur da bir insan gibi gözlerimin içine bakabilirdi ki? Heyecandan biraz terlemeye başlamıştım, şimdi istesem perdeyi oynatırdım ve o da korkup kaçardı; ama bir an topal olduğu geldi aklıma, yapamadım. Cama iyice yaklaştı, gözleri hala gözlerimdeydi. Şaşkınlığım henüz geçmemişti ki, duyduğum ince bir ses ile irkildim. "Merhaba" diyordu bu ince ses. Evde kimse yoktu, herhangi bir video da izlemiyordum, kim çıkarmıştı bu sesi? Yoksa hayali sesler mi duyuyordum? Hayır, hayali değildi bu ses, gerçekti. Bunu ikinci kez duyunca anladım, yine aynı  ses tonunda bir "Merhaba" işittim. Güvercin gagasını oynattığında çıkmıştı bu ses. Şimdi ne yapacaktım? Gözümün içine bakan ve benimle konuşan bir güvercin vardı karşımda. Ona merhaba mı demeliydim acaba? Yoksa şu korkutucu güvercini korkutup kaçırmalı mıydım? Ben kararsız bir şekilde yatağımda otururken güvercin ince sesiyle bir kez daha seslendi bana:" Şu perdeyi biraz açar mısın, seni daha net görmek istiyorum." Sesi net olarak duymuştum, cam kapalı olduğu için biraz boğuk bir şekilde duysam da ne demek istediğini tam olarak anlamıştım. Denileni yaptım, perdeyi yavaşça açtım ama hala korkuyordum. Şimdi güvercini daha net görüyordum, onun da beni daha net görebildiğine emindim.

Cama kafasını dayayan güvercin: "O sensin, babamın kanadını kıran cani sensin." dedi. Dilim tutulmuştu sanki, bir güvercin benimle konuşuyor ve cani diyordu. Rüyada olduğumu zannederek uzuvlarımı kontrol etmek istedim. Sağ kolumu kaldırdım, başımı çevirdim, uzuvlarıma hakimdim. Kendime hafif bir tokat attım, rüya değildi bu gerçekti. O anda güvercin yine seslendi bana: "Rüyada değilsin cani." dedi. Yine cani diyordu bana, korkum biraz azalıp sinirlenmeye başlamıştım. Ben nasıl cani olabilirdim ki? Çatallaşmış bir sesle söyledim:
-"Başka biriyle karıştırıyorsun sanırım, ben cani falan değilim." Gerçekten de cani değildim, hiçbir canlıyı öldürmemiştim ama bu güvercin benimle aynı fikirde değildi:
-"Hayır, karıştırmıyorum, sen kötü bir insansın."
Geçen sefer sesim kötü çıktığı için bu sefer hafif bir öksürükle boğazımı temizleyip konuştum:
-"Ne kötülüğümü gördün de bu kadar emin konuşuyorsun?"
-"Babamın kanadını sen kırdın!"
-"Seni tanımıyorum, babanı hiç tanımıyorum."
-"Tanıyorsun, beni kandırmaya çalışma!"
-"Kandırmaya çalışmıyorum, gerçekten tanımıyorum. Ben hiçbir kuşun kanadını kırmadım."
-"Kırdın! Bundan yıllar önce sen küçükken babamın kanadını futbol topu ile kırmıştın. O zamanlar ben de çok küçüktüm, babamın üstüne bilerek yuvarladın topu. Babam da bir anlık dalgınlığı ile topu göremedi ve top onun kanadını kırdı. Biz çok üzüldük, ben daha çocukken babam sakat kaldı. Kardeşlerime, bana ve babama annem yiyecek getirdi. Ne kadar zor günler geçirdik biliyor musun? Ama nereden bileceksin ki, senin baban sakat değil. Senin yüzünden babam bir daha hiç uçamadı, buna rağmen annem ve ben babamı sürekli koruduk ta ki düne kadar. Dün biz yokken bir kedi, babamı yakalamış kardeşimin gözü önünde, kardeşim uçarak canını kurtarabilmiş ama babam öldü ve bu senin suçun."

Hatırlıyordum. yıllar önce, henüz 9-10 yaşlarındayken bir güvercinin üzerine topu yavaşça yuvarlamıştım ama amacım kesinlikle öldürmek değildi. Allah şahidim ki amacım öldürmek ya da kanadını kırmak değildi. Sadece onun uçmasını ve bize ayak bağı olmasını istemeyerek topu yuvarlamıştım. Top yavaşça güvercine doğru giderken topu görüp uçacağını sandım ama göremedi ve top güvercine çarptığında can havliyle kaçmak istedi ancak kaçamadı, tek taptığı şey sekerek uzaklaşmak oldu. Kanadını kırmıştım ama bilerek yapmamıştım. O anı tekrar hatırladığımda gözlerimden yaşlar akmaya başladı. Hiçbir şekilde o güvercinin kanadını kırmak istememiştim ama kırmıştım işte. Bir daha benim yüzümden uçamamış ve uzaklaşarak kaçmıştı benden, ben bir caniydim. Bir güvercin benim yüzümden sakat kalmıştı ve uçamadığı için ölmüştü. Gözyaşlarıma hakim olamıyordum,  olabildiğince akıyorlardı. Ağladıkça vicdanım daha çok sızlıyordu ve nihayetinde hıçrıklara boğulmuştum. Güvercinin topun çarptığı an kanadını açıp uçmaya çalışması geldi gözümün önüne, bir kanadı uçmak için çırpınırken diğer kanadı tam tersine yerde sürünüyordu. Dün gibi iyi hatırlıyordum şimdi, ben kırmıştım onun kanadını, onun ölümüne ben sebep olmuştum. O gün de çok üzülmüştüm ama o güvercinin bir ailesi olduğunu bilmiyordum. Şimdi penceremdeki güvercin onun evladıydı işte, beni tanımıştı. Kanadını kırdığım güvercinin bir ailesi vardı ve bu aileye benim yüzümden sahip çıkamadı, tek suçlu bendim, ben onun kanadını kırmıştım. Tüm bunları düşündükçe içim daha çok acımaya başladı, vicdan azabım arttıkça arttı. Hiç durmadan ağladım, hıçkırıklarla ağladım, kanadı kırılan güvercin için, sakat kalıp büyütemediği çocukları için ağladım. Yaptığım caniliğe ağladım.



Ben hıçkırıklar içinde ağlarken güvercin ince sesiyle bana seslendi ve: "Şimdi ağlamanın bir yararı yok. Biz çok zor günler geçirdik, ben ne zamanki sana beddua edecek olsam babam susturdu beni. Ona göre beddua hiç güzel bir şey değildi, her şey Allah'tan geliyordu ve beddua etmek bir nevi Allah'a da isyan etmekti. Ben de bedduamı içime gömdüm. İçimde sana karşı büyük bir öfkeyle büyüdüm, seni hiçbir zaman affetmedim, bize en büyük acıları sen yaşattın. Şimdi ağlaman hiçbir şeyi değiştirmez, umarım bizim çektiğimiz acıları çekmezsin. Babam asla sana kin beslememi söylese de içimde hep bir kin vardı sana karşı. Artık her şeyi biliyorsun, babam senin yüzünden sakat kaldı. Şimdi senden tek bir şey istiyorum, hayatında hiçbir canlıya hiçbir şekilde zarar verme. Senin ailen olduğu gibi biz kuşların ve hayvanların da bir ailesi var. Senden tek isteğim bu. Bu isteğime sadık kalırsan sana karşı tüm öfkem ve kinim bitecek. Sen güçlüsün, insanlar güçlü, bu gücünüzü bizim gibi güçsüz canlılar üzerinde kullanmayın. Biz de can taşıyoruz, bizim de annemiz babamız ve çocuklarımız var. Şimdi gidiyorum, seni bir daha göremeyebilirim. İsteğime sadık kalıp kalmayacağını göremem ama hissedebilirim. Sana olan öfkem biterse o zaman benim isteğimi gerçekleştirdiğini anlarım ve o zaman seni tamamen affetmiş olurum." diyerek beni gözyaşları içinde bırakıp topal bacağı üzerinde sekerek uçup gitti. O ana kadar topal olduğunu unutmuştum, keşke ona biraz ekmek ve su ikram etseydim diye geçirim içimden ama artık çok geçti. Gözyaşlarım gözlerimden süzülürken güvercinin son isteği düştü aklıma, o an kendime bir söz verdim. Tüm hayvanları koruyup kollayacaktım ve onları bir daha asla incitmeyecektim.

Bugün pencereme konan bir güvercin vesilesiyle bu hikaye düştü aklıma. Gerçekten küçükken bir güvercinin kanadını futbol topu ile kırmıştım. Bilerek yapmamıştım, uçması için yapmıştım ama topu görmedi ve hikayede anlattığım şekilde kanadı kırıldı. Onun uçmaya çalışıp uçamamasını hiçbir zaman unutamadım. Ne zaman hatırlasam çok üzülürüm, yıllar boyunca hafızamdan silinmeyen bir anı oldu ve bu anıyı bugün pencereme konan topal güvercin bir kez daha hatırlattı bana. Hatırlayınca da böylesi bir hikaye düştü aklıma ve ben de sizinle paylaşmak istedim. Umarım duygularımı ve yıllarca dinmeyen vicdan azabımı sizlere ifade edebilmişimdir.

Lütfen siz siz olun, bir canlıya isteyerek veya istemeyerek bir zarar vermeyin. Hayvanların da bir ailesi olduğunu lütfen unutmayın.

Hikayemi beğendiyseniz daha çok kişinin okuyup bilinçlenmesi için  paylaşabilirsiniz. Diğer hikayelerimi de okumak isterseniz buraya tıklayabilirsiniz. Sağlıcakla kalın. 

10 yorum:

  1. Ay içim ezildi...Bir kazanın vicdan azabı bile insanın peşini bırakmazken,insanoğlu nasıl bu kadar canileşebiliyor aklım almıyor.Emeğine sağlık ..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de pencerenin önünde topallayan güvercini görünce sizin gibi çok üzüldüm. İstenmeyen bir kaza sonucu da olsa bir güvercini sakat bırakmıştım, yıllardır unutamadım. İnsanların nasıl canileşebildiğini ise inanın hiç bilemiyorum, benim de aklım almıyor. Çok teşekkür ederim okuyup yorumladığınız için.

      Sil
  2. Hikayeyi çok beğendim. Bir hayvana zarar verdiğiniz için vicdan azabı çekmeniz İnsan olduğunuzun kanıtıdır.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Beğenmenize sevindim. Böyle düşünmeniz çok güzel, umarım tüm insanlar sizin gibi düşünürler.

      Sil
  3. Bazen istemediğim yönde gelişebiliyor olaylar.Hikayeye ben de üzüldüm.Bence artık sürekli bu anıya takılma.Zaten yeterince vicdan azabı çekmişsin.İşkence ile hayvan öldüren ve hiç bir sorumluluk duymayan insanlar öncelikle öğrensin azıcık vicdan edebilmeyi...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet, bazen istemediğimiz yönde gelişebiliyor olaylar. Topal güvercin pencereye konunca anı tekrar canlandı zihnimde. Sonrasında böyle bir hikaye yazıverdim. İnşallah o cani insanlar da yaptıklarından dolay pişman olurlar.

      Sil
  4. Benimde 2 kötü anım var birincisi kediyi kovalamıştım daha sonra kedi gitti yola fırladı ve araba çarptı öldü. İkincisi kapının önünde kedi miyavlıyordu kışın çok soğuktu annem çamurlu diye içeriye almadı. Sabah baktığımda kedi ölmüştü kapımızın önünde.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Herkesin bu tür anıları oluyor mutlaka. Sizin anılarınız da kötüymüş, bazen istemesek de kötü olaylar gerçekleşebiliyor.

      Sil
  5. 'Kim bilir nasıl da korkardım vahşi insanlardan.' Ne kadar acı. Gerek hayvanlar gerek insanlar için. Güzel ve etkileyici bir hikaye. Ama yaşadığınız bu olay için üzülmeniz bile büyük bir şey bence.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Maalesef ki çok acı bir durum. Hikayeyi beğenmenize sevindim. İnşallah herkes sizin gibi düşünür.

      Sil

Yorumlarınız Bizim İçin Kıymetlidir, Düşüncelerinizi Paylaşırsanız Seviniriz :)

Blogger tarafından desteklenmektedir.