Anneler Ölmesin! Kısa Bir Hikaye | Mavi ve Edebiyat

https://maviveedebiyat.blogspot.com


Ve ömrünü sonuna kadar tüketmiş bir ihtiyar edasıyla çıktı yola adam. Elinde valizi, başında eskimiş şapkası, yırtık bir pantolon, delik deşik olmuş, güneş yanıklarından rengi solmuş kareli bir gömlek ve en önemlisi de yüreğine sığmayan dertleriyle birlikte terk ediyordu köyünü.

Ne için duracaktı ki artık? Ardından ağlayacak bir anası bile kalmamıştı şu yalan dünyada. Annesi olmayınca insan ne için yaşardı, nasıl yaşardı bu dünyada? O da tüm hatıraları yüreğine gömerek çıkmıştı yola. Bir parça toprak yetmişti annesinin mezarı için, üstelik köydeki mezarcı da bir taş hazırlamıştı merhuma. Parası olmadığı için annesinin mezar taşını yaptıramayacaktı. Mezarcı da bunu bildiği için Allah rızasını gözeterek bir mezar taşı yapmıştı.

Toprak yolda nereye gideceğini bilmeden yürüyordu. Annesinin mezara indirilişini, gömülüşünü düşündükçe gözleri doluyor ve hiç durmadan ağlamak istiyordu. En çok da annesine verdiği sözleri tutamadığı için ağlamak istiyordu. Ne çok söz vermişti annesine. Şehirde bir ev alacaktı, içinde sıcak su akan bir ev, bu sayede annesi çamaşırları soğuk suda değil de sıcak suda yıkayacaktı. Yarım aklıyla bunu düşünürken çamaşır makinesi alacağını hatırlar ve "Hadi ordan seni aptal, çamaşır makinasi ne güne duruyo? Lüküs bir makina alacağım anama hem de en lüküsünden." diyordu. Tek hayali makine değildi elbette. Bir de yumuşak yatak alacaktı annesine. Yıllarca yerde yatmaktan kadıncağızın beli kamburlaşmış, iki büklüm olmuştu. Hatta öyle ki köylüler arasında adı "Kambur Nine"ye çıkmıştı. Her gün bu hayalleri kurarken "Makina tamam, yatak tamam, sıcak su tamam, ee geriye ne kaldı ki ulen? Ev işlerinde anama yardım edecek bir hatun da  buldum mu kendime bu iş oldu, mis gibi geçinip gideriz." diyordu. Kendini o derece kaptırırdı ki hayallere, ne zamanı bilirdi ne de günleri. İnekten süt sağarken kovayı devirir tüm sütleri heba eder, tavuk yumurtalarını taşırken kırardı. Sonra da "Ne işe yarıyon sen ulen be adam, iki yumurtayı da mı taşıyamayacam gari? diye dövünürken diğer yumurtaları da kıra döke evin yolunu tutardı. Hayal kurmaya gelince üstüne adam yoktu köyde ama iş hayali gerçeğe dönüştürmeye geldi mi düz yolda yürüyemezdi.

Nemli gözleri daha fazla dayanamadı ve gözyaşları ardı arkası kesilmeden akmaya başladı. Yürümekten ve başına vuran güneşten yorulmuş bir halde kendini bırakıverdi yolun kenarına. Etrafı ay çiçekleri ile dolu olan bir yoldu burası. Tüm ay çiçekleri yönünü güneşe dönmüş ve boynunu bükmüş bir vaziyette duruyorlar, hafif esen bir rüzgarda sağ sola sallanıyorlardı. Adam tıpkı ay çiçekleri gibi oturduğu yerde boynunu sağ tarafına doğru büktü. Akan göz yaşları pantolonunu ıslatıyordu. Toz içinde kalmış pantolonuna baktı, halbuki annesi daha geçen gün yıkamıştı. Ne ara kirlettim diye düşünürken annesinin elinin değdiğini hatırlayınca gözyaşları daha da çoğaldı ve ellerini pantolonunu üzerinde hafifçe gezdirmeye başladı. Annesinin elbiselerini leğende yıkayışını getirdi gözünün önüne, yaz-kış demeden buz gibi soğuk suda çamaşır yıkayışını düşündü. Artık hıçkırıklara boğulmuştu, kendinden geçip başını sağa sola sallayıp avuçlarının arasında alarak olabildiğince ağlıyordu. Yalnızlığına ağladı, kimsesizliğine ağladı ve en çok da ak saçlı, kambur annesine ağladı.

Oturduğu yerden hızlı bir şekilde doğrularak doğruca geldiği yöne doğru koşmaya başladı. Var gücüyle arkasında toz bulutları bırakarak koşuyordu. Ağlaması kesilmişti artık. Birisinden kaçıyormuşçasına arkasına bakarak kaçıyordu. Aslında kaçtığı kişi kendisinden başkası değildi. Bir an önce annesinin mezarına koşup ona hayallerini bir kez daha anlatacaktı. Asla gerçekleşemeyecek olan hayallerini...

Adam annesinin mezarında doğru koşarken bu satırları okuyan okurumuz da yazı biter bitmez annesi yakınındaysa yanına giderek annesine sarıldı, uzaktaysa aradı, vefat etmişse ellerini açarak dualar yolladı. Anneler bir tanedir, özeldir, candır. Kıymetlerini bilelim.


"Kimse beni sevmiyor!" diye bağırdım.
Annem: "Ben daha ölmedim!" dedi. -Cemal Süreya-
Sağlıcakla, sevdiklerinizle ve en önemlisi de ayaklarının altında cenneti barındıran annenizle kalın.

6 yorum:

  1. Ah Mücahit... İçimi dağladın. Öncelikle benim yaşım ileri olduğu için haliyle annem yaşamıyor.Otuz üç yaşımdaydım kaybettiğimde. Tam on beş gün hilafsız ağlamıştım, genç ölmüştü. Ama bir kız çocuğu olarak ona çok yardımcı olmuş ve hayır duasını almıştım.Bundan dolayı içim rahat.
    Hikayemizdeki kahraman hayalperest biri. Hiç sevmediğim tiplerdir hayalperestler.Bir tane var hayatımda. Üzmekten başka hiçbir faydası yok. Emeğine sağlık. Hayattan bir kesitti. Anneler en kıymetlilerimizdir. Ölseler bile, bir zamanlar yaşamış olmaları bize güven verir. Allah ayırmasın kimseyi. İyi akşamlar oğlum...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ablacım çok teşekkür ederim. Annenizin mekanı cennet olur inşallah. Allah kimseyi annesinden babasından ayırmasın, düşünmek bile çok büyük acı veriyor.

      Karakterimiz hem hayalperest hem de yarım akıllı. Okuyup değerli yorumlarını paylaştığın için çok teşekkür ederim, umarım hayatta her şey istediğin gibi olur ablacım, sağlıcakla kal.

      Sil
  2. Rabbim kaybetmeden kıymetlerini bilmemizi nasip etsin

    YanıtlaSil
  3. Boğazıma bir yumru oturdu. Annem çok şükür sağ, ama babamı kaybettim ben de. Güzel bir yazıydı, hissettirdin değerlerimizi. Teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Babanızın mekanı cennet olur inşallah. Güzel düşünceleriniz ve yorumunuz için ben teşekkür ederim.

      Sil

Yorumlarınız Bizim İçin Kıymetlidir, Düşüncelerinizi Paylaşırsanız Seviniriz :)

Blogger tarafından desteklenmektedir.