Zeze'nin Son Maceraları: "Delifişek" | Mavi ve Edebiyat

https://maviveedebiyat.blogspot.com.tr/
Çok sevdiğim kalemim, kulaklığım ve bir de romanım :)
Gün geldi, ayrılık vakti çattı. Şeker Portakalı ile başlayan, Güneşi Uyandıralım ile doruğa ulaşan maceralarımız, Delifişek ile sona eriyor. Zeze ile vedalaştım bugün, bir daha ne zaman görüşürüz bilemiyorum ama bildiğim bir şey var ki o da üç romanı ve üç romanın ana kahramanı Zeze'yi çok sevdiğimdir. 

Üç romandan oluşan serinin son romanın olan Delifişek'i paylaşacağım bugün sizinle. Önceki yazılarımız ile bağlantılı olacağı için önceki yazılarımızı okumak isterseniz hemen alta linklerini bırakıyorum :)


Acıyı Keşfeden Bir Çocuğun Hikayesi: "Şeker Portakalı"
Zeze'nin Maceraları Devam Ediyor: "Güneşi Uyandıralım"

Delifişek romanına detaylıca değineceğim ama öncelikle izlenimlerimi sizinle paylaşmak istiyorum, romanı okumayanlar için faydalı olacağını düşünüyorum.


Delifişek Romanı Hakkında Düşüncelerim

İlk iki romana göre daha ince ve olay örgüsü daha az ama şu net bir şekilde belli oluyor ki yazarın kendi hayatından kattıkları oldukça fazla. Yazarımız Vasconcelos, birçok iş değiştirmiş ve kendine uzun süreli bir meslek bulamamıştır, bunun yanında tıp eğitimini de yarıda bırakarak farklı maceralar peşinde koşmuştur. Yazar gibi roman karakteri de aynı özellikleri taşımaktadır. Kendisine meslek seçimi konusunda zorlanmaktadır, yine tıpkı yazarımız gibi tıp eğitimine başlamış ama bitirmemiştir. Bunların yanında hem yazarın hem de roman karakterinin yoksul ailede büyümesi ve bu yoksulluk nedeniyle farklı bir ailede yaşamak zorunda kalması da ortak yönlerdendir. 


Görüldüğü üzere yazarımız roman yazarken sadece hayal gücünü kullanmamış aynı zamanda kendi hayatını da aksettirmiştir. Belki de bu nedenle roman karakteri zihnimizde vücut bularak her sayfada soluğunu bize hissettirmiştir. 

Şeker Portakalı romanında küçücük olan, sürekli dövülen, sevdiği bir kişiyi kaybetmenin ne demek olduğunu iliklerine kadar hisseden; Güneşi Uyandıralım romanında farklı bir ailede yaşamak zorunda kalan, okulda başarılı ve bir o kadar haylaz olan, ergenliğe ulaşan, aşk duygusu ile ilk defa karşılaşan Zeze, Delifişek romanında bir genç adam olarak karşımıza çıkıyor. Artık zayıf bir bedene sahip değil, güçlü ve sağlam ama hala değişmeyen bazı şeyler var, duygusallık durumlarında akan gözyaşları gibi :)

Küçücük Zeze'miz bu romanda genç bir adam oluyor ve sorumlulukları da aynı oranda artıyor. Meslek seçimi yapması gerekiyor, iş bulması gerekiyor ve sevdiği kıza her şeye rağmen sahip çıkmaya çalışıyor. Üvey babası ile süregelen çekişmeleri, çatışmaları bu romanda en aza iniyor ama sıkıntılar elbetteki bitmiyor, bakalım Bay Zeze yine başına ne işler açacak? Gelin hep beraber inceleyelim :)

Delifişek

On dört yaşında ergenliğinin tam ortasındaki bir dönemde başlıyor roman, en yakın arkadaşı Tarcisio ile okula gidip geliyorlar, tıpkı Güneşi Uyandıralım'da olduğu gibi. Kısa bir şekilde on dört yaşındaki bölüme yer verdikten sonra asıl bölüme geçiş yapılıyor, delikanlılık çağına. 

Yirmili yaşların başında olan Zeze, üvey babasının isteği üzerine tıp okumaya başlıyor ama doktorluk mesleğinden nefret ediyor. Bu nedenle tıp eğitimini yarıda bırakıyor. Eskiden olduğu gibi hala yüzmeye olan merakı devam etmekte, üstelik bu sefer yarışmalara dahi katılıyor. Hayatın yükü yavaş yavaş omuzlarına bindikçe Zeze'nin stresi de artarak devam ediyor. Tıp eğitimini tamamlamadığı için ve başka herhangi bir eğitim almadığı için meslek seçiminde kararsız kalıyor, üstelik hangi işi sevdiğini veya sevmediğini dahi bilmediği için kendisine doğru düzgün bir iş de bulamıyor. Bu durumdan bıkarak intihar etmeyi ve bu şekilde çözüm bekleyen tüm sorunları bitireceğine inansa da bunu da yapmıyor, yapamıyor.

Aşk hayatında ise pek başarılı sayılmaz, çok küçükken Zeze'ye  yakınlaşmak isteyen ama çirkin olduğu için Zeze'nin pek yüz vermediği Silvia, on yedi yaşına geldiğinde güzel ve alımlı bir kız oluyor. Bunu gören Zeze de bir anda Silvia'ya karşı hayranlık uyanıyor ve kızın sevgilisi olmasına rağmen ona yanaşmak istiyor. Silvia'nın da Zeze'ye karşı olan duyguları tekrar harekete geçince ikili flört etmeye başlıyorlar. Önce sevgilisinden ayrılan Silvia, sonraları ailesinden gizli olarak Zeze ile görüşüyor. Bu görüşmeler kuytu, karanlık yerlerde olduğu için ve birkaç defa sarmaş dolaş bir şekilde tanıdıklara yakalandıkları için bu durum Zeze'nin ailesinin kulağına gidiyor. İlk başta pek önemsenmeyen bu durum, şikayetler arttıkça Zeze'nin evde huzursuz saatler geçirmesine neden oluyor. Evde kalmış olan ablası sürekli Zeze ve sevgilisi hakkında duyduklarını ve gördüğünü iddia ettiği şeyleri ailesine anlatarak Zeze'yi daha da zor bir duruma sokuyor. İşsiz ve mesleksiz olması yetmiyormuş gibi bir de bu şekilde aşk hayatında ve aile ortamında sıkıntı yaşayan Zeze için hayat iyiden iyiye çekilmez bir hal alıyor. 


Bu zamanlarda üvey babasının kendisine yaklaşımında bir sıcaklık ve şefkat sezen Zeze, aynı şekilde ona saygılı ve sıcak bir şekilde yaklaşıyor. Sevgilisinden ilk bahsettiği kişi babası oluyor, bazenleri geç saate kadar dertleşiyorlar ve babası tekrar ameliyat olması gerektiğini söylediğinde Zeze yıkılıyor; çünkü şimdiye kadar kime yaklaşsa kimi çok sevse hep bir şekilde hayatından çıktığı için bu sefer de üvey babası ile yakınlaştığı son zamanlarda ameliyat haberi ile onu kaybetmekten korkuyor. Ameliyat tarihi yaklaştıkça sıkıcı bulduğu ve pek sevmediği kiliseye giderek dua etmeye başlıyor, ameliyatın iyi geçmesini ve babasını kaybetmek istemediğini dualarında anlatıyor. Hatta çok istediği yüzme şampiyonu olma hayalinden vazgeçerek yarışma zamanı bilerek yeniliyor ve bunun karşılığında üvey babasının ameliyatının iyi geçmesini istiyor Tanrı'dan. Ameliyat iyi geçiyor ve babası yavaş yavaş eski sağlığına kavuşuyor ama bu sefer başka bir sıkıntı başlıyor. Babası, Zeze'ye sevgilinden ayrılması gerektiğini ve bu işin sonunun iyi olmadığını söylüyor. Zeze için zor zamanlar bir kez daha başlıyor ve babası için sevgilinden zor da olsa ayrılıyor. 

Zaman geçtikçe babası daha iyi oluyor, Zeze de yarı zamanlı bir şekilde depo görevlisi olarak çalışmaya başlıyor. Bir gün sahilde otururken eski sevgilisi Silvia'yı görüyor ve onu görünce kendine hakim olamayarak tekrar ona yakınlaşıyor. Silvia biraz mesafeli olmaya çalışsa da o da bunu çok sürdüremiyor ve tekrar flört etmeye başlıyorlar. Yine gizli saklı bir şekilde görüşüp sarmaş dolaş bir şekilde komşularına yakalandıklarında Zeze ve Silvia için zor zamanlar başlıyor. Zeze'nin ve Silvia'nın babası görüşerek sevgilileri ayırma planları kuruyorlar. İşi ve parası olmadığı için Silvia ile evlenemeyen Zeze, acil olarak iş bulması gerektiğini düşünerek sürekli olarak bir iş arıyor. Bir ticaret filosunun yük denetçiliği iş ilanını görüyor ve bu işe başvurmak istiyor ama bunun için de başka bir şehre gitmesi ve sınava girmesi gerekiyor. Son zamanlarda tartıştığı üvey babasının yanına giderek gerekli ücreti almak istiyor. Babası da onun kararlılığını gördüğünde gerekli parayı çek olarak veriyor. Baba ve oğul burada bir kez daha yakınlaşarak güzel bir şekilde birbirlerine veda ediyorlar, bu veda ile romanımız da burada son buluyor.

Görüldüğü üzere Zeze'mizin maceraları bu şekilde son buluyor. Sevdiğini hep seven, sevmediğinde ise nefret boyutuna getiren Zeze, hayatı uçlarda yaşamaya devam ediyor. Bizim okuyabildiğimiz kadarıyla maceraları burada sona eriyor ama zihnimizde ise hiç durmadan devam ediyor. Üç roman boyunca hiçbir zaman hayali bir karakter gözüyle bakamadım Zeze'ye. Sanki içimizden biriymiş ve yıllarca tanıyormuşum gibi hissettim, onunla sevindim, onunla üzüldüm. Okuyanlar da eminim benimle aynı duyguları paylaşacaklardır. 

Jose Mauro de Vasconcelos-Delifişek
Can Yayınları
85 Sayfa


Jose Mauro de Vasconcelos Kimdir?
Jose Mauro de Vasconcelos da tıpkı roman karakteri Zeze gibi zor bir hayat yaşamıştır. Birçok defa farklı işlerde çalışmak zorunda kalmış ve yazarlık yeteneğini çok geç fark etmiştir. Tıpkı Zeze gibi daha okula gitmeden okumayı öğrenen zeki bir çocuktur.. Yazarımızın ailesi çok fakir olduğu için küçük yaşlarda onu amcasının yanına yollamak zorunda kalır. Burada yüzmeyi öğrenir ve en büyük hayali yüzme şampiyonu olmaktır ama maalesef bu hayaline ulaşamaz. 

2 yıl tıp eğitimi görse de bu eğitimi yarıda bırakarak yeni hayallerin peşinde koşmaya başlar. Hayatının her döneminde sürekli farklı işlerde çalışması ve farklı ortamlarda farklı insanlar tanıması nedeniyle iyi bir gözlemci olmuştur. Gözlemci yeteneği sayesinde yazarlık yeteneğini keşfederek yılların birikimini on iki gün gibi kısa bir sürede kağıda dökerek "Şeker Portakalı" adlı romanını yazmıştır. Bu romanla birlikte edebiyat dünyasında kendine çok kıymetli bir yer edinerek sonsuza dek romanıyla birlikte, özellikle de romandaki karakteri Zeze ile birlikte yaşayacaktır. Şeker Portakalı'nın devamı olan Güneşi Uyandıralım ve Delifişek romanları da yazarın hayatından derin izler taşımaktadır.


Görüldüğü üzere yazarımız kendi hayatını, roman karakteri Zeze ile bağdaştırarak böylesi güzel romanları ortaya çıkarmıştır. Hayatının bir tezahürü olan Şeker Portakalı, Güneşi Uyandıralım ve Delifişek romanları her yaştan her kültürden insanı etkileyecek ve her okuyan kişide derin izler bırakacak romanlardır. Benim gibi okumayı erteleyenler veya okumayı henüz düşünmeyenler varsa o kişilere şiddetle bu seriyi okumalarını tavsiye ediyorum.


Ben de bu şekilde yazımı burada noktalıyorum, Zeze'nin ilk maceralarını okumak isterseniz veya diğer kitap önerilerimizi incelemek isterseniz aşağıya linklerini bırakıyorum, okumak istediğiniz yazıya tıklayarak okuyabilirsiniz, herkese mutlu ve huzurlu günler diliyorum :)


Acıyı Keşfeden Bir Çocuğun Hikayesi: "Şeker Portakalı"
Zeze'nin Maceraları Devam Ediyor: "Güneşi Uyandıralım"
Diğer Kitap Önerilerimiz

10 yorum:

  1. Üç kitabı okuyunca çocukluktan gençliğe uzanan bir hayatı görüyoruz :) Zezeye veda ederken hüzünlenmiştim ben. Hüzünleri yeniden yaşadım yazınızla. Emeğinize sağlık :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet, çocukluktan gençliğe Zeze'nin maceralarını okumak çok güzeldi. Ben de hüzünlendim vedalaşırken. Teşekkür ederim, beğenmenize sevindim :)

      Sil
  2. Yazarların çocukluklarını anlattıkları romanları seviyorum. İsveç Kibritleri ve devamı iki kitapta da yazar çocukluğunu anlatır. Şeker Portakalı ve duygusal Zeze'yi de çok sevdim. Devamı iki kitabı da okumayı düşünüyorum. İyi okumalar...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet, yazar karaktere kendini aksettirince karakter de canlı kanlı bir varlıkmış gibi gözüküyor okura. O seriyi henüz okumadım ama merak ettim, inşallah kısa bir sürede okuyabilirim. Teşekkürler, size de keyifli okumalar.

      Sil
  3. İlk kitabın yeri ben de daha bir ayrı. Serinin diğer iki kitabında bir şeyler eksik gibiydi. Belki de Zeze büyüdüğü için böyle hissetmişimdir, bilemiyorum. Emeğinize sağlık :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle ilk kitap çok daha güzel. Zeze'nin büyümesi benim de biraz içimi burktu ama hepsi okunası kitaplar :) Teşekkür ederim :)

      Sil
  4. Çok güzel kitaplar hepsi de,ortaokul ve lise yıllarımda okumuştum hepsini de..Zeze'ye veda etmek zor olmuştu,çünkü kendisini çok sevmiştim:)
    Bu arada sizi mimledim bir sakıncası yoktur umarım,detaylı bilgileri sayfamda bulabilirsiniz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet, hepsi çok güzel okunası kitaplar. Ben de Zeze'yi çok sevdim ve vedalaşmak zor oldu ama onu tanımak da çok güzeldi.
      Tabi ki sakıncası yok, bakacağım sayfanıza, teşekkürler :)

      Sil
  5. Tıp eğitimini bırakarak demek hayallerinin peşinden koşmuş.Takdir ettim :)

    YanıtlaSil

Yorumlarınız Bizim İçin Kıymetlidir, Düşüncelerinizi Paylaşırsanız Seviniriz :)

Blogger tarafından desteklenmektedir.