NE ARAMIŞTINIZ?

Son Yazılar

19 Aralık 2017 Salı

KIYAMETİN EŞİĞİNDE

Kıyametin Eşiğinde
Ürkütücü değil mi :)

Yattığı yerden yavaşça ayağa kalkmaya çalıştı, kalbi az önce yaşadığı sarsıcı olay neticesiyle yerinden fırlayacakmış gibi atıyordu. Gökyüzünü kaplayan simsiyah bulutlar onun korkusunu daha da artırıyor ve yaklaşan tehlikenin büyüklüğünü haber veriyordu. Aslı yattığı yerden tam doğrulmuştu ki ikinci bir sarsıntı ile her yer toz duman oldu. İçinden: ”İşte yine başlıyoruz.” dedi. Bir anda tekrar kendini yerde acılar içinde kıvranırken buldu, dengesiz bir şekilde düştüğü için vücudunun birçok yerinde ağrı hissediyordu. Tekrar ayağa kalkmaya o kadar korkuyordu ki, üçüncü bir sarsıntıda belki bu kadar şanslı olmayabilirdi. 

Başını kaldırıp gökyüzüne baktığında bulutlar eskisinden daha koyu bir renge bürünmüştü. Gündüz olmasına rağmen ortalık zifiri bir şekilde kararmaya başlamıştı, sokakta insanlar sağa sola kaçışarak sığınacak bir yer arıyorlardı. Aslı insanların oluşturduğu bu kaos ortamını biraz izledikten sonra güvenli bir yer bulmak için etrafı biraz süzdü ve yaklaşık 300 metre uzaklıkta olan bir park gözüne çarptı. Oturma yerleri sağlam görünüyordu ve çimenlikler de şu an bulunduğu beton yığınından daha güvenli bir izlenim bırakmıştı. Üçüncü bir sarsıntıya yakalanmadan bir an önce parka ulaşmak için acıyla yattığı yerden doğruldu ve sendeleyerek koşmaya başladı. Sağ bacağı biraz ağrı yapsa da Aslı bu ağrıyı duymazdan gelerek koşmaya devam etti. Parka çok fazla bir mesafe kalmamıştı ki büyük bir gürültü ile üçüncü ve ilk iki sarsıntıya göre daha şiddetli bir sarsıntı başladı. Aslı dengesini sağlamak için uğraşırken boşa çabaladığını yere üçüncü defa düştüğüne anladı. Yerde, acılar içinde sarsıntının geçmesini bekledi bir süre ama sarsıntı tüm gürültüsüyle devam ediyordu. Adeta yer yarılıyordu, ilk defa bu kadar şiddetli bir deprem yaşıyordu hem de arka arkaya. 


Sarsıntının geçmemesi üzerine Aslı başını kaldırıp etrafı süzdü ve birçok binanın yıkıldığını, yollarda ve yıkıntılar arasında birçok insanın yerde yaralı bir şekilde yattığını gördü. Hareket halinde olan birçok aracın kaza yaptığı yollar hiç güvenli değildi ve Aslı tekrar parka ulaşmak için sarsıntılar arasında emekler bir vaziyette acıyan dizleri üzerinde ilerlemeye başladı. Bir yandan sarsıntıya direnerek dengesini sağlamaya çalışıyor diğer yandan da sağını solunu kontrol ederek olası bir tehlikeye karşı önlem alıyordu. Biraz daha ilerledikten sonra sarsıntının son bulması üzerine ayağa kalkarak parka ulaştı. Birçok insan da kendisi gibi parkın çimlerini güvenli görerek bir şekilde parka doğru koşturmaya çalışıyorlardı. Herkesin korkusu yüzünden okunabiliyordu. Bir yanıp bir sönen sokak lambaları parkı aydınlatmaya çalışıyordu.  Artık gökyüzünden hiçbir şekilde  güneş ışığı  gelmiyordu, çaresizce parkın yumuşak çimenlerine yorgun bedenini bırakırken bir an önce bu korkunç durumun bitmesini istiyordu. İnsanların bağrışması, bir o yana bir buyana koşturması onun ağrılarını sanki daha da artırıyordu. Ambulans, itfaiye sirenleri de dört bir yanı kaplamaya başlıyordu. Yeryüzünde tüm bu kargaşa devam ederken simsiyah bulutlarla kaplı gökyüzünden de çeşitli yerlere şimşeklerin düştüğü görülüyordu. “Kıyamet dedikleri bu mu yoksa?” diye içinden geçirdi Aslı. Sanki her yer ölüm kokuyordu ve Azrail’in nefesini ensesinde hissediyordu.

Yaralılara yardım etmek için o da seferber olmak istedi, ağrıları olsa da kendisinden daha kötü durumda olan insanlara yardım etmesi gerektiğinin farkındaydı. Bu nedenle yıkıntıların arasına daldı ve arama kurtarma ekiplerine yardım etmeye başladı. Yıkıntıların altında o kadar çok insan vardı ki yıkıntılar adeta inliyordu.

Enkazın altında kıvranan bir el gördü ve hemen o yöne doğru koştu, yardım için kıvranan elin üzerindeki yıkıntıları kaldırıp kenara attıktan sonra yerde yatan yaşlı kadını kolundan tutarak kaldırdı ve güvenli bir yere götürmek için yaşlı kadına destek vererek yürütmeye çalıştı. Bunu gören bir sağlık personeli de Aslı’ya yardım etmek için hemen koşarak yaşlı kadının diğer tarafına geçti. O da kadına destek olarak ambulansa kadar götürdüler. Aslı kadını sağlık personeline emanet ettikten sonra yaralılara yardım etmek için yıkıntılara döneceği sırada dördüncü bir sarsıntı tüm gürültüsüyle bir anda başladı ve Aslıyla birlikle binlerce kişi dengesini kaybederek yere düştüler.

Yer bu kez öylesine şiddetli sallanıyordu ki bağrışmaların ve feryatların hepsini gürültüsüyle bastırıyordu. Sadece sallanmakla da kalmayıp bu kez zeminde derin çatlaklar oluşmaya başlıyordu. Sallantının şiddetiyle çatlayan yerler iyice ayrılıyor ve devasa yarıklar oluşuyordu, insanlar bu yarıklardan kaçmaya çalışırken dengelerini kaybediyor ve adeta uçurumdan aşağı düşercesine yarıkların içinde kayboluyorlardı. Sarsıntının şiddeti arttıkça yarıklar daha da büyüyor ve içlerinden kırmızı lavlar yeryüzüne fışkırıyordu. Fışkıran lavların değdiği insanlar acı içinde kıvranarak vücutları küle dönüyor ve oldukları yerde can veriyorlardı. Aslı tüm bu olaylar karşısında korkudan dilini yutmuş bir vaziyette yerinden kıpırdayamıyordu. İnsanların sağa sola kaçışmasının bir anlamı olmadığını anladığında çok geç olmuştu ve gökyüzünden düşen yıldırımlar büyük bir gürültü ile çarptıkları yerde ne kadar insan varsa hepsini küle çeviriyordu. Aslı artık yok oluşun yaklaştığının farkındaydı ve gözünü kapayarak başka bir yıldırımın kendisine isabet edip öldürmesini beklemeye başladı. Yerlerin yarıldığı ve simsiyah gökyüzünden yıldırımların yağdığı şu anda ölüm herkesi er ya da geç bulacaktı. Aslı gözünü kapattığında işittiği feryatlar ve gürültüler bir anda son buldu, duyduğu son şey annesinin ısrarla kendisini uyandırmaya çalışan sesiydi. Uyandığında ise gördüğü kabusun etkisi hala devam ediyordu. 

Diğer hikayelerimi okumak için buraya tıklayabilirsiniz, hikayeyi beğendiyseniz paylaşırsanız sevinirim :)

14 Aralık 2017 Perşembe

HAKKIMIZDA

Merhaba değerli okurumuz, öncelikle bloğumuza hoş geldiniz, sefalar getirdiniz. İsterseniz biraz kendimizden bahsedelim, bizi daha yakınan tanıyın :)

Biz Mavi ve Edebiyat bloğu olarak 2017 yılının ağustos ayında blog dünyasına ilk adımımızı attık.  O günden itibaren sizler için en kaliteli ve en güncel paylaşımlarımızı oluşturarak sizlere sunuyoruz, gücümüz yettiğince de sunmaya devam edeceğiz.

Bloğu iki kişi yönetiyoruz, birimiz edebiyat bölümü yüksek lisans öğrencisi diğerimiz ise işletme bölümü son sınıf öğrencisidir. Birimiz şiir, hikaye yazmayı, roman okumayı; diğerimiz ise resim çizmeyi ve fotoğraf çekmeyi seviyor. İkimizin ortak noktası ise maviye olan sevdamız ve edebiyat olan yakınlığımızdır. Bu nedenle bloğumuza Mavi ve Edebiyat adını uygun gördük.

Adımızdan da anlaşılacağı üzere edebi paylaşımlar yaparak edebiyat severlerin buluşma noktası olmak istiyoruz. Bloğumuzda özgün şiirlerimizi ve hikayelerimizi bulabilirsiniz, ünlü şairlerin şiirlerinin işlendiği yazıları okuyabilirsiniz, deneme türü yazılarımızla hem geçmişe hem de günümüze ait birçok konudan haberdar olabilirsiniz, roman önerilerimizle kendi okuma listenizi şekillendirebilirsiniz. Kısacası genel olarak edebiyat dünyasına ait birçok unsuru bloğumuzda bulabilirsiniz.

Paylaşımlarımızın hepsi özgün olmakla birlikte emek verilerek hazırlanmaktadır. Bloğumuzdaki yazıları, şiirleri incelediğinizde bunu kendiniz de rahatlıkla görebilirsiniz. Bizim tek amacımız özgün, güncel ve kaliteli içeriklerle okuyucularımıza ulaşmak ve onlara edebiyatın tüm güzellikleri sunmaktır.

Sözü daha fazla uzatmadan sizi bloğumuzla baş başa bırakmak istiyoruz. Her türlü görüş, öneri ve düşüncelerinizi bize mcht.dogan.69@gmail.com adresinden ulaştırabilirsiniz. Sağlıcakla kalın :)

13 Aralık 2017 Çarşamba

İSTANBUL'UN YAKIŞIKLISI ''GALATA KULESİ''


İSTANBUL'UN YAKIŞIKLISI ''GALATA KULESİ''

Merhaba sevgili okurlar. Sizlere bu yazımda Galata Kulesi'nden,efsanelerinden bahsedeceğim ve bu kule ilgili Ümit Yaşar Oğuzcan'ın hayatındaki hüzünlü bir konuyu anlatacağım. Kız Kulesi ile ilgili yazıma da buradan ulaşabilirsiniz.

İstanbul denildiğinde akla ilk gelen yerlerden birisi olan Galata Kulesi, dünyanın en eski kuleleri arasında sayılır. Gösterişli yapısıyla yüzlerce yıldır hakkında türlü efsaneler anlatılır. Ziyarete gidenlere  İstanbul’un hem geçmişi hakkında bilgi verir, hem de eşsiz manzarasını seyretme ayrıcalığı tanır.

Bizanslılar’ın Megalos Pyrgos (Büyük Burç), Cenevizliler’in Christtea Turris (İsa Kulesi) ismini verdikleri kulenin adının Yunanca’da “süt” anlamına gelen “gala” kelimesinden türetildiğine inanılır. Yapıya adını veren kelimenin Trakya kökenli ya da İtalyanca olabileceğine dair söylentiler de mevcut.

Tıpkı Yerebatan Sarnıcı ve Kız Kulesi gibi Galata Kulesi için de İstanbul halkı farklı efsaneler türetmiş. Zaman içerisinde geniş kitlelere ulaşarak yapıya olan ilginin artmasını sağlayan bu şehir efsanelerinden ilki evlilik hakkında.

Eskiden insanlar arasında, kuleye ilk kez çıktığınızda yanınızdaki sevgiliniz ise o kişi ile mutlaka evleneceğinize inanılıyormuş. Bir başka efsanede ise  Galata ile Kız Kulesi arasındaki aşk hikayesi anlatılıyor. Efsaneye göre denizin ortasında yalnızlıktan sıkılan narin Kız Kulesi, kente baktığında yakışıklı Galata Kulesi'ni fark etmiş ve ona aşık olmuş. O günden sonra iki kulenin giderek artan aşkının elçiliğini yapmaksa Hezarfen Ahmet Çelebi’ye düşmüş. Atlayacağı gün geldiğinde üzerine çıkan Hezarfen Ahmet Çelebi’ye Galata Kulesi, uzaktaki aşkının adını fısıldamış ve atladıktan sonra ona doğru uçup, yazdığı şiirleri ulaştırmasını istemiş :)

http://maviveedebiyat.blogspot.com.tr/2017/12/istanbulun-yakisiklisi-galata-kulesi.html
Bu fotoğrafa bayıldım :)

Bedri Rahmi Eyüboğlu ise “İstanbul Destanı” adlı şiirinde ;

“İstanbul deyince aklıma kuleler gelir
Ne zaman birinin resmini yapsam öteki kıskanır
Ama şu Kız Kulesinin aklı olsa
Galata kulesine varır
Bir sürü çocukları olur” dizelerine yer verir.

İSTANBUL'UN YAKIŞIKLISI ''GALATA KULESİ''
Kız Kulesi ile Galata Kulesinin efsanevi aşkı :)

Ümit Yaşar Oğuzcan ile ilgili anlatacağım konuya gelecek olursak;

Hüzünlü dizelerin sahibi Ümit Yaşar Oğuzcan'ın şairliğinin ne denli etkileyici olduğu kabul edilen bir gerçektir. Bunun yanında hayatı boyunca yaşadığı olaylar da bu hüzünlü şiir anlayışının ilerlemesinde  doğrudan etkili olabildiği söylenir; çünkü kendisi hayatındaki en büyük acılardan biri olan evlat acısını unutulmaz bir hadiseyle yaşamış bir şairdir.

Ümit Yaşar Oğuzcan'ın yaşamı boyunca 24 kez intihara teşebbüs ettiği söyleniyor. Kendisine göre ise bu rakam 3 kereden ibaret. Hatta öyle ki kendisi gibi şair olan babası Lütfi Oğuzcan, Ümit Yaşar'ın bir intihar denemesinden sonra şu şiiri kaleme almış.

Bak dünya ne güzel, bu sitem niye
Ettim ben adımı sana hediye
Mutluyum ey oğul babanım diye
Çarptırma hicvin ile cezaya beni.


Oğlu Vedat dünyaya geldikten sonra da intihar teşebbüslerine devam eden Ümit Yaşar Oğuzcan bir türlü kendini öldürmeyi becerememiş. Her seferinde bir sebeple kurtulmuş. Sürekli evde Ümit Yaşar'ın başarısız intihar girişimlerinin konuşulması ailenin huzurunu iyiden iyiye bozmuş. Bu intihar fikri ise bu sefer Vedat Oğuzcan'ın aklında dönüp durmaya başlamış. 17 yaşına geldiğinde ise Vedat Oğuzcan belki de babasına bir ders vermek isteyerek bu mutsuz ortamda daha fazla yaşamak istememiş ve Galata Kulesi’ne çıkıp kendini aşağıya bırakmış. Babasının 24 kere intihara teşebbüsüne karşılık kendisi ilk teşebbüsünde ölmüş. Anlatılanlara göre ise yere düştüğünde çevredekiler Vedat Oğuzcan'ın elinde bir intihar notu bulmuş. Notta ise bu dramı daha acıklı hale getiren şu kelimeler yazıyormuş : “Baba öyle intihar edilmez, böyle edilir.” Bunun sonrasında ise Ümit Yaşar Oğuzcan Oğlu Vedat'ın intiharı için “Galata Kulesi” adlı şu şiirini kaleme alır ;

GALATA KULESİ

6 Haziran 1973, pırıl pırıl bir yaz günüydü
Aydınlıktı, güzeldi dünya
Bir adam düştü o gün Galata Kulesi'nden
Kendini bir anda bıraktı boşluğa
Ömrünün baharında, bütün umutlarıyla birlikte paramparça oldu
Bir adam düştü galata kulesinden
Bu adam benim oğlumdu gencecikti Vedat
Işıl ışıldı gözleri, içi
Bütün insanlar için sevgiyle doluydu
Çıktı apansız o dönülmez yolculuğa
Kendini bir anda bıraktı boşluğa
Söndü güneş, karardı yeryüzü bütün zaman durdu
Bir adam düştü galata kulesinden
Bu adam benim oğlumdu; açarken ufkunda güller alevden
Çıktı, her günkü gibi gülerek evden
Kimseye belli etmedi içindeki yangını
Yürüdü, kendinden emin sonsuzluğa doğru
Galata Kulesi'nde bekliyordu ecel
Bir fincan kahve, bir kadeh konyak
Ölüm yolcusunun son arzusuydu bu
Bir adam düştü Galata Kulesi'nden;
Bu adam benim oğlumdu
Küçücüktü bir zaman
Kucağıma alır ninniler söylerdim ona
Uyu oğlum, uyu oğlum, ninni
Bir daha uyanmamak üzere uyudu Vedat
6 haziran 1973 Galata Kulesi'nden bir adam attı kendini;
Bu nankör insanlara bu kalleş dünyaya inat
Şimdi yine bir ninni söylüyorum ona
Uyan oğlum, uyan oğlum, uyan Vedat.

Yazıyı beğendiyseniz paylaşırsanız çok sevinirim, kendinize iyi bakın :)

9 Aralık 2017 Cumartesi

ŞEMSİYENİN DE BİR BİLDİĞİ VAR


Bugün yaşananlar Elif'i haddinden fazla sinirlendirmişti. Yürürken adeta babasından intikam alırcasına yere daha sert vuruyordu. Her adımında babasının sözleri kulaklarında çınlıyordu: "Kızım neden hep şikayet ediyorsun? Elindekilere şükret, bizden daha kötü şartlarda yaşayan milyonlarca insan var." 

"Halime şükretmem gerekiyormuş muş, bizden daha kötü şartlarda yaşayan milyonlarca insan varmış mış. Haftalık verdiği para hafta ortası gelmeden bitiyor sonra da şükretmemi bekliyor." dedi içinden. Elif sinirlendikçe yağmur daha çok şiddetleniyordu sanki, kalabalık kaldırımda yürürken bir yandan da esen rüzgara inat ıslanmamak için şemsiyesini sıkıca tutuyordu. Şemsiyesine çarpan yağmur damlalarının seslerini dinlerken hızlı hızlı yürümeye devam ediyordu. 

18 yaşında olmasına rağmen daha büyük gösteriyordu ve boyu da yaşıtlarına göre uzundu. Daha uzun gözükmek için bin bir türlü tartışmalar sonucunda istediği o pahalı topuklu ayakkabıyı aldırmıştı babasına. Topuklu ayakkabıyı aldırmıştı aldırmasına ama aklı hala iki ay önce gördüğü deri cekette kalmıştı ve onu da aldırmaya kararlıydı. 

Hızlı ve sinirli yürümeye devam ederken ayakkabısının topukları bazen görme engelliler için yapılan sarı çizgilere değiyor ve ayaklarının hafif burkulup sendelemesine sebep oluyordu. Siniri üzerine bir de bu sendelemeler eklenince öfkesi daha da artıyordu. Öylesine dalgın yürüyordu ki karşıdan gelen görme engelli olan genci fark edemedi ve sert bir çarpışma oldu. Elif bu sert çarpışma sebebiyle patlama yapan sinirine dayanamayarak: "Önüne baksana be adam." dedi. Genç ani çarpışmanın şokunu atlatmaya çalışırken bir yandan da takip izi denilen çubuğunu arıyordu. Elif'in sözlerini duyduğunda cevap vermeyip susmayı tercih etmişti; çünkü bu gibi olayları daha önce birçok kez yaşadığı için ezilmeye mahkum bir vaziyette bir an önce çubuğunu bulup daha fazla ıslanmadan evine gitmek istiyordu.

Elif, gencin ellerini kaldırımda rastgele gezdirerek çubuğunu aramaya çalıştığını görünce tek suçlu kişinin kendisi olduğunu anladı ve biraz önce söylediği o sözlerden dolayı utancından kıpkırmız kesildi. Çubuğu alarak gencin eline sıkıştırdı ve bunu yaparken de: "Gerçekten özür dilerim, tamamen benim hatam, lütfen kusura bakmayın." dedi utanarak ve sessizce. Genç sessizliğini devam ettirmekte kararlıydı. Biraz önce şaşkın ve ezilmiş gibi hissettiği için susarken bu sefer de genç ve güzel bir bayan sesi duyduğu için utancından susuyordu. 

Elif tekrar özür dileyerek gencin ayağa kalmasına yardım etti ve ikisi de yağan yağmurun altında ıslanarak bekliyorlardı. Hızlıca şemsiyesini yerden alarak hem genci hem de kendini koruyacak şekilde tuttu. Genç teşekkür ederek yoluna devam etmeye başlarken Elif hem babası hakkında düşündüklerini hem de biraz önce yaptığı davranışları düşünerek büyük bir pişmanlık duydu. Şimdi daha iyi anlıyordu babasını. Şükredecek çok şeyi olduğunu şimdi daha iyi anlıyordu. Hızlıca gencin arkasından koşmaya başladı, ayakkabısı yerde biriken suları yararak kaldırıma çarpıyordu. Gence yaklaşınca yavaşladı ve "Bakar mısınız?" dedi. Genç biraz önceki o güzel sesi tanıdı ve irkilerek başını yavaşça döndürüp: "Bana mı dediniz?" diye utanarak sordu. Elif evet anlamında başını salladı ama gencin bunu göremeyeceğini sonradan fark ederek "Evet"  dedi. 

"Kendimi affettirmek istiyorum size, lütfen şemsiyemi alın ve ıslanmadan gidin evinize. Benim evim buraya çok yakın." dedi Elif. Genç şaşkın bir şekilde bu güzel sesin sahibinin güzelliğini aklında tasavvur etmeye çalışırken ne diyeceğini bilemiyordu. Dudaklarından "Gerek yok, teşekkür ederim" sözcükleri dökülürken Elif gencin elini tutarak şemsiyeyi eline bıraktı ve "Lütfen alın, sizin daha çok ihtiyacınız var. Belki başka bir zaman  yine karşılaşırız ve o zaman şemsiyemi alırım." dedi."

Genç bu güzel sesin sahibine daha fazla karşı gelemezdi, sesi gibi kokusu da çok güzel diye düşünürken teşekkür etmeyi unuttuğunu fark ederek: "Çok teşekkür ederim, zahmet ettiniz" dedi.  Elif : "Rica ederim, görüşmek üzere" diyerek ayrılırken içi huzur doluydu ve yaptığı büyük hatayı bir nebze de olsa telafi etmenin mutluluğuyla ellerini paltosunun cebine sokarak hızlı adımlarla evin yolunu tuttu. 

İkisi de ileride evlendiklerinde o günkü şemsiyeyi salonun en güzel köşesine asacaklarından habersiz yollarına devam ettiler. Bu talihsiz çarpışma ikisinin de hayatının dönüm noktası olacaktı.

Henüz çarpışmamış olanlara ithafen :)

Belki sahip olduğumuz nimetlere şükretmek için geç kalabiliriz, geç kalmadan farkına varalım ve şükredelim.

Diğer hikayelerimi okumak için buraya tıklayabilirsiniz :)

Kısa hikayemi beğendiyseniz paylaşırsanız sevinirim, sağlıcakla kalın :)

5 Aralık 2017 Salı

Yeni Yıldan Beklentilerim Nelerdir? (MİM)

Yeni Bir Yıl 2018
Yeni yıldan beklentilerim

Merhaba sevgili Mavi ve Edebiyat okurları, yeni bir mim yazısı ile karşınızdayım. Bu yazımı beni mimleyen Atakan Aksungur'a cevap olarak yazıyorum, onun yazısına da buradan ulaşabilirsiniz :)

Konumuz yeni bir yılın yaklaşması ile bizim bu yeni yıldan beklentilerimiz ve yeni yıldaki hedeflerimizdir. O zaman hemen başlıyorum :)

2018 yılından sizler gibi benim de birçok beklentim var, öncelikle yüksek lisan tezimi 2018 yılı içerisinde bitirip edebiyat camiasına sunmak istiyorum. Bunun yanında yabancı dil sınavında başarı elde ederek hem doktoraya girmek hem de yabancı dille alım yapan kurumlara başvurmak istiyorum. Beklentilerimin en üst sırasında bu iki akademik konu yer alıyor.

Akademik konulardan sonra ise yazmak, okumak ve kendimi birçok alanda geliştirmek geliyor. Blog yazarlığına devam etmek istiyorum. Yazarlıkta ve okurlukta daha çok yol katetmem gerektiğinin farkında olarak fırsat bulduğum her an okumaya, yazmaya çalışıyorum ve
çalışacağım. 2018 yılında da daha verimli okumayı, daha nitelikli yazılar yazmayı ve birçok alanda kendimi geliştirmeyi hedefliyorum.

Bunlara ek olarak başlayıp 20-25 sayfa yazdığım ama devamını getirmekte zorlandığım bir romanım var. Henüz kendisi roman halini alamadı ama tamamlayabilirsem şu ana kadar yazılmamış türde bir roman olacak inşallah :) Romanda belli bir noktaya eriştiğimde devamı yarın şeklinde paylaşımlar da düşünüyorum ama öncelikle daha çok yol katetmem gerekiyor.

2018 yılına genel olarak eğitimime ve kültürel çalışmalarıma devam edeceğim diyebilirim, hayat bir öğrenme süreci ve insan doğumundan ölümüne kadar birçok şey öğreniyor. Ben de önümüzdeki yılda sürekli öğrenme eğiliminde olarak her alanda ilerlemeyi hedefliyorum :)

2018 yılından beklentilerim ve planlarım bu yönde. Sizin beklentilerinizi de merak ediyorum, benimle ortak yönde beklentisi olanlar vardır belki, siz de 2018 yılına dair düşüncelerinizi benimle paylaşırsanız çok sevinirim :)

Şimdiden hepinize mutlu, huzurlu ve sevdiklerinizle birlikte geçireceğiniz güzel bir yıl dileyerek mimlediğim kişileri aşağıya etiketliyorum. Etiketlediklerim dışındakiler de mime ortak olarak bu konuda yazı yazabilirler :)

Sağlıcakla kalın ve yazımı beğendiyseniz paylaşırsanız sevinirim, diğer mim yazımı da okumak isterseniz buradan ulaşabilirsiniz :)

MİM-LEN-DİN :)
Daha Mutlu Yaşam 
Arif Öztürk 
Halil Gönül
Beyda'nın Kitaplığı

EN ÇOK OKUNANLAR