NE ARAMIŞTINIZ?

Son Yazılar

30 Kasım 2017 Perşembe

ÇAY EŞLİĞİNDE ÇAY KOKULU HİKAYELER :)



Merhaba sevgili okurlar.
Yine sizinle okuduğum bir kitap hakkında düşüncelerimi paylaşmak istiyorum. Diğer kitap önerilerine buradan ulaşabilirsiniz :)

Kokulu Hikayeler serisinin ''Çay Kokulu Hikayeler'' adlı kitabı. Yazarı Ender Haluk Derince. Kitap Yakamoz Yayınları' na ait. İçinde 50 farklı, birbirinden güzel hikaye bulunuyor.

Okurken insanın içi huzurla doluyor, yüreği ısınıyor. Bir hikayede aşkı, diğerinde dostluğu, diğerlerinde anne sevgisini, baba özlemini anlatan bazen hüzünlü bazen insanın içini mutlulukla dolduran hikayeler... Her hikaye mutlaka bir mesaj veriyor ve ders çıkarmamızı sağlıyor.
Her hikaye özenle seçilmiş ve başlarında ünlü insanların sözleriyle başlıyor. Kitapta en sevdiğim kısımlar bunlardı diyebilirim. Kitap gayet sade bir dile sahip.

Size kitaptaki bir hikayeden bahsedecek olursam;

Heykeltıraşın biri yapacağı yeni bir heykel için işlenecek bir heykel arar. Bir mermercinin önünden geçerken köşeye atılmış bir mermer parçası görür. Mermerciye fiyatını sorar. Mermerci bedava olduğunu söyler. Heykeltıraş mermerin kocaman olduğunu neden bedavaya verdiğini sorar mermerciye. Şekli bozuk olduğu için kimsenin almak istemediğini,boşuna yer kapladığını söyler mermerci. Heykeltıraş mermeri alır. Birkaç ay geçtikten sonra yine mermercinin yolunu tutar. Elindeki kutuyu mermerciye verir. Mermerci çok şaşırır ve kutunun içindeki heykeli çok beğenir. Bunun karşılığında heykeltıraşın çok para isteyeceğini söyler. Heykeltıraş istemez. Heykelin taşının mermerciye ait olduğunu söyler. Kimsenin beğenmediği o taştan yaptığını söyler mermerciye. Mermerci utancından kıpkırmızı olur.

Hikayenin sonunda Michelangelo'nun da diğer heykeltıraşların beğenmediği büyük bir mermer parçasını alıp dünyanın en iyi heykellerinden biri olan Hz. Davud heykelini yaptığından bahsedilir.

 '' Sizce de kimin zaman beğenmediğimiz, şikayet ettiğimiz hayatlarımız da mermercinin bir kenara attığı mermer parçasına benzemiyor mu? '' der hikaye.

Serinin Menekşe,Papatya ve Kahve Kokulu Hikayeler gibi kitapları da mevcut. Ben çayı çok fazla seven biri olarak her sayfayı çevirdiğimde burnuma hafifçe gelen çay kokusunu duyumsayarak okumak gerçekten çok güzel. Ayrıca kitabın kapağına ve hikayelerin arasındaki çaydanlık illüstrasyonlarına da bayıldım. Hikaye derlemesi okumayı sevenlerin mutlaka okuması gereken bir kitap.

Yazarı: Ender Haluk Derince
Yayın: Yakamoz Yayınları
Sayfa sayısı: 349

Kitabı okuduysanız sizinde görüşlerinizi çok merak ediyorum. Benimle paylaşırsanız sevinirim.


''Sevinçlerini Sakın Erteleme
Her Yemekten Sonra Şükret
Biri Seni Kucakladığında İlk Bırakan Sen Olma... ''


Son olarak bu kitabı bana hediye eden Mücahit Doğan'a tekrar teşekkür ediyorum. (Teşekkür ederim aşkım..)


Yazıyı beğendiyseniz paylaşırsanız çok sevinirim. Şimdiden teşekkürler. Keyifli okumalar. Kendinize iyi bakın :)

27 Kasım 2017 Pazartesi

SAHİP OLDUKLARININ KIYMETİNİ BİLİYOR MUSUN?

Sahip Olduklarının Kıymetini Biliyor musun
Mutlulu olmak bu kadar basitmiş demek ki 

Gülümsüyordu, dişleri olmadığı için gülümsediği zaman dudakları damağına yapışıyordu. Belki günler belki de aylar sonra yüzünü gülümseten tek şey şu an iki elinin arasında tuttuğu sıcak bir tas yemekti. Nice karnı tok, para içinde yüzüp de mutlu olmayan insanlara inat, bir tas sıcak yemek gülümsetebilmişti onu. Hayat kim bilir ne kadar aç bırakmıştı bu yaşlı gözleri, kim bilir kaç gece soğuk kış günlerinde aç yatmak zorunda kalmıştı ki bir tas sıcak yemek sanki dünyalar sunulmuşçasına mutlu etmişti bu nemli gözleri.

Nasırlı elleriyle tutuyordu yemek kabını, sıcacıktı, kap ellerini ısıtırken sıcak yemek yiyecek olmak ise yüreğini ısıtıyordu. Belki de kendisi için değildi bu sevinç, yavruları için, torunu için, ya da hasta eşi içindi. kim için olursa olsun, bir tas sıcak yemek gülümsetebilmişti ya bu güzel gözleri işte en önemli şey buydu.

Soğuktu belli ki oralar, üstünde bir beden büyük gelen, eski, kirli ve yüreği gibi yıpranmış bir kazak vardı. Eşarbı kim bilir kaç yıllıktı ve kaç gün yıkanılmamıştı. Olsun varsın elbisen kirli olsun, kazağın eskisin, eşarbın kirlensin de boğazından haram lokma geçmeden, yüreğini kirletmeden geçirdiğin bu hayat hepimize kendimizi sorgulamamız için bir vesile olsun. 

Yüzünün kırışıklığı bize hayatının özetini sunmakta. Güldüğünde küçülen gözlerin ve onların altındaki şişlikler sustuğun her şeyi haykırmakta. Belli ki hayat yormuş seni, eskitmiş tüm güzelliklerini yüreğinden başka. Yüreğine dokunamamış işte, hep böyle kal ninem. Güldüğünde kırışık yüzünde oluşan gamzen hiç solmasın, bu dünyanın sana sunmadığı tüm güzellikleri yüce yaratan kendi huzurunda  cömertçe sunsun sana.

Sen gül tüm olumsuzluklara inat, seni yoran bu hayat utansın.

KISA BİR NOT: Bunu önce kendime sonra da izninizle size söylüyorum, lütfen sahip olduklarımızın kıymetini bilelim. Belki bizim sahip olup da beğenmediğimiz bir şey başka bir kişinin tek hayali olabilir, sıcak bir tas yemek gibi.

Yazıyı beğendiyseniz daha çok kişinin görmesi için paylaşabilirsiniz, teşekkürler.

21 Kasım 2017 Salı

GÜNE NASIL BAŞLIYORUM (MİM)



Merhaba edebiyat severler yeni bir yazı ile karşınızdayım, bu yazıyı beni mimleyen Daha Mutlu Yaşam'a ithafen yazıyorum. Beni mimlediği yazıya buradan ulaşabilirsiniz. Onun gibi akıcı ve açıklayıcı bir şekilde günümü anlatabilir miyim bilmiyorum ama deneyeceğim, hadi başlayalım :)

Öncelikle güne başlarken ilk olarak baş ucumdaki telefonuma uzanıyorum, eğer sevgili Mavim benden daha erken kalktıysa güne onun günaydınıyla başlıyorum, yok ben ondan önce uyandıysam o benim günaydınım ile güne başlıyor :) Daha sonra o gün dersim yoksa güzel ve rahat bir kahvaltı yapıyorum, kişisel temizliğimi yapıyorum; ama dersim varsa (bu iki anlamda da ders oluyor hem öğretmen olarak ders veriyorum hem de öğrenci olarak yabancı dil dersi alıyorum) kahvaltıya pek önem vermeden atıştırmalık bir şeylerle geçiştirerek işime odaklanıyorum.

Her iki anlamda da hem ders verip hem dersimi gördükten sonra kendi çalışmalarıma vakit ayırıyorum ki bu daha çok Farsça ve Osmanlıca üzerine çalışmalar oluyor, çoğu zaman Farsça metinlerden çeviri yapıyorum kendimi geliştirmek adına çünkü doktoraya başlamam için yds'den 55 ve üzeri almam gerekiyor :)

Farsça ve Osmanlıca çalışmalarım bittikten sonra bloğumuzla ilgileniyorum, birkaç yazı var yüklemek istediğim onları toparlamaya çalışıyorum, bunun yanında diğer blog yazarı arkadaşlarımın bloglarını inceliyorum, geziyorum :)

Blog çalışmalarıma da son verdikten sonra kimi zaman arkadaşlarımla görüşüyorum, bazen bir kafede oturup bir şeyler içeriz ya da gezeriz bazen de "Pes" adlı futbol oyununu oynamak için oyun salonuna gideriz. Eğer akşamları dışarı çıkmazsam film izlemeyi tercih ederim ya da Galatasaray'ın maçı olursa onu seyrederim koyu bir Galatasaraylı olarak :) Bu arada Mavim'i de Galatasaraylı yaptım :)

Geceleri bazen kasvetli bir hava çöker üstüme, o zaman da şiir, hikaye türünde bir şeyler yazmaya çalışırım tabi ki kasvetin yanında ilham da gelirse :)

Gece olduğunda ise yavaş yavaş yatma moduna geçerim, eğer sabah erken kalkmam gerekiyorsa mutlaka telefonumun alarmını kurarım ve kişisel temizliğimi yaparım. Daha sonra masamı düzenleyip bilgisayarımı ve kitaplarımı topladıktan sonra yatağa uzanarak biraz sosyal medya hesaplarımda gezinirim. Kim neler yapmış onları biraz incelerim. En sonunda da Mavim'i ararım ve günlük rutin gece konuşmamızı gerçekleştiririz :) Bazen çok uzun bazen ise kısa bir konuşma ile güne son vererek uykuya dalarım ve sonrasını biliyorsunuz işte :)

Ben de bu yazımda şu kişileri mimliyorum; bakalım siz neler yapıyorsunuz :)

https://arifozturkk.blogspot.com/  (Arif Öztürk)
http://hayatciviltisi.blogspot.com.tr/   (Hayat Cıvıltısı)
https://beydaninkitapligi.blogspot.com.tr/  (Beyda'nın Kitaplığı)
https://halil-ben-halil.blogspot.com/   (Halil Gönül)
http://www.rehitu.com/   (Recep Hilmi Tufan)
http://www.filmgundemi.com/   (Film Gündemi)
https://dilimkalemim.blogspot.com.tr/   (Mukaddesçe Konuşan Satırlar)
http://hayatagencbakis.blogspot.com.tr/   (Hayata Genç Bakış) 
http://incidennotlar.blogspot.com.tr/   (İnciden Notlar)

15 Kasım 2017 Çarşamba

Ateşler İçinde Aşk'a Uzanan Bir Yolculuk

Merhaba sevgili okurlar.
Size bu yazımda İskender Pala'nın yazarı olduğu "OD" isimli romanından bahsederek kendi yorumlarımı da paylaşmak istiyorum.

İskender Pala, OD romanında Yunus Emre'nin hayatını anlatıyor. 13. yy. Anadolu’sunda insanlık dersi veren Yunus Emre’nin yanında, Mevlânâ’dan Barak Baba’ya, Hacı Bektaş’tan Turakçın Baba’ya Temür Alp Ata’dan Tapduk Emre’ye Anadolu’yu sabır, ilahi aşk ve inançla kuranların hikâyesi anlatılıyor.

Kitabın ismi ateş veya aşk ateşinden geliyor. İskender Pala bu romanında Yunus Emre'nin hamlıktan nasıl yanma mertebesine geldiğini anlatıyor. Ama o kadar güzel anlatıyor ki insan adeta Yunus Emre’nin ağzından dinlemiş ve gözleriyle görmüş gibi kendini kitaba kaptırıyor.

Roman Yunus Emre’nin şiirlerinde de geçen Molla Kasım ile birlikte başlıyor. İlk sözleri Molla Kasım alıyor. Sonrasında Yunus Emre’nin ağzından anlatılmaya başlanıyor. O dönemin çekikgöz saldırıları, yani Moğolluların saldırılarıyla eşini ve bir evladını kaybeden Yunus Emre’nin dervişliğe ve şeyhliğe kavuşma öyküsü çok etkileyici bir şekilde aktarılıyor.

Yunus'un bu yolunda kaybolan diğer oğlu İsmaili gittiği her yerde araması ve hissettikleri de en çok etkilendiğim kısımlar. Eşi Sitare'ye olan aşkı ve onu hep özlemle hatırlaması..

Zulüm ve acının eksilmediği bu topraklarda Yunus aşka giden yolun şiirden geçtiğini anlıyor ve bu yolda ilerliyor. Bir süre sonra tıpkı dedesi gibi o da tüm Anadolu’nun örnek aldığı insanlar arasına giriyor.

Romanda en beğendiğim kısım ise şu ;
Yunus bir vakit  Tapduk Sultan'ın dergahından habersiz İsmail'i bulmak için yola koyulur. Sorasında iki Abdal yani derviş  ile karşılaşır ve onların kerametlerine tanıklık eder. Sabah birinin tarlasında çalışıyorlar , ibadetlerini yapıyorlar , sohbet ediyorlar ve en sonunda akşam iki Abdaldan biri dua edip önlerine yemekler indiriliyordu. İkisi de sırayla dualarını ettikten sonra sıra Yunus'a geldiğinde mertebesini bilmediğinden Yunus biraz geri çekiliyor. Sonra razı olup dua ettiğinde dervişlerin ettiği duadan sonra gelen yemeklerin 2 katı geldiğini görünce Abdallar kimin hürmetine dua ettin diye soruyorlar. Yunus da, siz kimin hürmetine dua ettiyseniz bende onun hürmetine Allah'a dua ettim diyor. Abdallar aralarında biraz bakıştıktan sonra Yunus'u bayıltacak sözü söylüyorlar. '' Tapduk Emre'nin dergahında odun taşıyan Oduncu Yunus vardır onun hürmetine isteriz ''deyince olan oluyor . İşte o vakit Yunus Yunusluğunun farkına varıyor ve tekrar Tapduk Sultan'ın kapısına dayanıyor...

Romanın her sayfasında Yunus’un hamlıktan saflığa geçişi okunuyor.
Okudukça bazı yerlerde tüyleri diken diken ediyor..
Her bölümde sonra ki bölümü merak ettiriyor.
Yunus Emre’nin hayatı roman tarzında o kadar güzel anlatılmış ki..
Son olarak kesinlikle sindirerek okunması gereken bir kitap. Her sayfası ayrı bir huzur veriyor..
Okumayanların kesinlikle okumasını şiddetle tavsiye ediyorum :)

Kitabın ;
Yayın evi: Kapı Yayınları
Sayfa sayısı: 361


Yazıyı beğendiyseniz, paylaşırsanız çok sevinirim. Şimdiden teşekkür ediyorum. Kendinize iyi bakın. Bir sonra ki yazımda görüşmek üzere :)

EN ÇOK OKUNANLAR