NE ARAMIŞTINIZ?

Son Yazılar

22 Eylül 2017 Cuma

ÇEKİLİŞ SONUCU :)




Merhabalar, bildiğiniz üzere 100 takipçiye ulaşmamıza özel olarak düzenlediğimiz çekilişimiz vardı ve perşembe günü sona ermişti, bugün de Bay Müdo ile birlikte kazanan kişiyi belirlemiş bulunmaktayız :)

Kazanan kişi: "Hayat Cıvıltısı" oldu. Kendisini tebrik ediyoruz :)

Kendisine e-mail yolladık ve bize iki gün içerisinde geri dönmemesi halinde ikinci talihliyle irtibata geçeceğiz.

Yeni çekilişler için bizi takip etmeye devam edin :)

15 Eylül 2017 Cuma

MUM İLE PERVANENİN DESTANSI AŞKI


Merhaba edebiyat severler, yeni bir Divan edebiyatı yazısı ile karşınızdayım. Bu yazımda Divan edebiyatı şiirlerine sıkça konu olan bir aşka değineceğiz: "Pervane ve mum"

Pervane dediğimiz aslında bildiğimiz kelebektir. Kelebeğin muma duyduğu aşk öylesine derindir ki sonunda kendi varlığından vazgeçerek narin bedenini sunar mumun cılız alevine.


Eski zamanlarda günümüzdeki gibi elektrik olmadığı için insanlar gece karanlığında işlerini mum ışığında yaparlardı. Mum bir yandan etrafı aydınlatırken bir yandan da cazibesiyle kelebeği kendine doğru çekerdi. Kelebek önce mumum etrafında geniş daireler çizerek döner ve zamanla aşkı daha da alevlendikçe bu daireleri daraltarak muma yaklaştıkça yaklaşır. Kelebek muma ne kadar yaklaşırsa aşkı o derece artar ve nihayetinde mumun alevi ile ilk temasa geçerek kanadını sokar alevin içine. Bu aşık olan kelebeğin, sevgilisi mum ile ilk buluşması olur ve artık kelebek mumum müptelası olmuştur. İlk buluşmanın verdiği o müthiş zevk ile durmadan mumun etrafına döner kelebek. Bir kere aşk alevi ile yakmıştır kanadını ve yüreği de bu yangının verdiği zevk ile tutuşmaktadır. Bu aşka daha fazla dayanamayan kelebek yine daireler çizer ve aşkı had safhaya ulaştığında bir an olsun düşünmeden mumun alevine atar küçük bedenini ve kısacık ömrünü de aşkı uğruna yok eder.

Kelebek, kısacık ömrünü sevgilisi uğruna feda etmesi sebebiyle Divan edebiyatında aşığı temsil eder. Şairler, şiirlerinde kendilerini kelebek olarak gösterirler ve aşk ateşiyle can vermek istediklerini belirtirler. Bu sebeple de kelebekle mumun aşkını şiirlerine işlemeyen şair hiç yoktur neredeyse.

Aşk için canından vazgeçen kelebek ne güzel bir örnek teşkil eder bize. İsteyene ilahi aşkı anlatır, yaratan uğruna aciz bedenini sunmayı serer gözler önüne; isteyene beşeri aşkı yaşatır, bir ay yüzlüye tutulup sevmeyi öğretir delice. Siz hangisini seçersiniz bilemem ama bence en güzeli Yunus Emre'nin de dediği gibi: "Yaratılanı sevmek yaratandan ötürü." İçinde hem ilahi aşkın derinliğini barındırırken hem de beşeri aşkın en masum halini sunar bize.


Sizin bu hikaye  ve yazı hakkına düşüncelerinizi de merak ediyorum, mum olup sevgilisinin yok oluşuna katlanmak mı daha zor, yoksa kelebek olup aşkından yok olmak mı? Fikirlerinizi yorumda belirtirseniz sevinirim ve yazıyı beğendiyseniz lütfen paylaşın :)

Bir başka Divan edebiyatı yazısında görüşmek üzere; sıkıntılarımız kelebeğin ömrü kadar kısa, sevincimiz kelebeğin aşkı kadar büyük olsun :)

12 Eylül 2017 Salı

ÇEKİLİŞİMİZ VAR :)


Merhaba edebiyat severler, ben ve sevgili Mavim düşündük taşındık, yüz takipçiye ulaştığımızda bir çekiliş yapmaya karar verdik. Şu an doksan dört takipçiye sahibiz ve bu sayı yüz olduğunda çekilişimiz başlayacaktır.

Çekiliş ödülünü herkes merak ediyordur şimdi, ödüllerimiz sürpriz olacak; ama emin olabilirsiniz ki hediyelerinizi çok beğeneceksiniz, hediyeleriniz diyorum çünkü birden fazla olacak ;)  Mavimle birlikte Bilecik'te görüştüğümüzde kargoyla kazanan kişinin istediği ptt bürosuna yollayacağız, tüm masraflar bize ait olacak. Yalnızca yurt içi katılımları alacağız, yurt dışında yaşayan dostlarımız kusurumuza bakmasınlar.

Gelelim katılım şartlarımıza:
-İlk şartımız bloğumuzu takip ediyor olmak, yeni takip edecek kişilere geri dönüş yapılacaktır.

-G+ profillerimizi takip ediyor olmak, g+ profillerimize buradan ve buradan ulaşabilirsiniz. Yeni takip edenler için geri dönüş yapılacaktır.

-Yukarıdaki iki şartı da yerine getirdiğinizde yorum kısmına şartların tamamlandığını belirterek çekilişe katıldığınızı bildirmek ve size ulaşabileceğimiz bir e-mail adresi ile bloğunuzun linkini bırakmak.

-Son olarak da bu yazıyı paylaşmanızı rica ediyorum, ne kadar çok kişiye duyurabilirseniz çekilişimiz o kadar hızlı başlar.

Çekilişimizin sonucunu açıklamak için herhangi bir tarih veremiyorum. Yüz kişiye ulaştığımızda başlayacak ve bir hafta içerisinde yorum yapan herkesi kapsayacaktır. Bir hafta sonunda çekilişimizi açıklamaya çalışacağız.

Herkese bol şans diliyorum, herhangi bir sorunuz olursa mcht.dogan.69@gmail.com adresinden sorabilirsiniz, görüşmek üzere :)


10 Eylül 2017 Pazar

RUHUMUN RENGİ "MAVİ"



Mutluluğa kanat açmak istiyorum seninle. Bilirsin mutluluğu hep gökyüzünde hayal ederiz, nedendir bilinmez ama bence de mutluluk çok yakışıyor gökyüzüne. Belki de maviliğindendir.

Mavi öyle güzel ki, öylesine huzur verici ki... Ruhumun da bir rengi varsa eminim ki mavidir. Mavinin bende uyandırdığı izlenimi nasıl anlatayım bilemiyorum, mavi bence sıradan bir renk olamaz. Sıradan renkler kıyafetlere yakışır, arabalara yakışır, ayakkabılara yakışır; ama mavi ise ruhumu süsleyen tek renk. Başka renk istemem hayatımda tek mavi olsun yeter. Ben biraz takıntılı bir insanım, sevdiğim zaman, yüreğimden gelerek sevdiğim zaman kendimi kaybetme pahasına bağlanırım sevdiğime. Mavi de öyle bir şey benim için. Doğduğumdan beri aşığım ben maviye, bu sebeptendir ki ruhumu boyamışım mavinin güzelliğiyle.

Benim için mutluluğun rengi de mavidir, gökyüzü gibi, deniz gibi ve sen gibi. Hangi renk ifade edebilir seni maviden başka? Hangi rengi kıskanmadan koyabilirim isminle yan yana? Mavi benim ruhumun rengi, bir onu kıskanmam, ötesini yanına bile yaklaştıramam. Ruhum sarsın ruhunu ve gökyüzünün denize maviliğini sunduğu gibi sunsun maviliğini cömertçe ruhuna.

Hayatta tek bir şey olmadan yaşayamaz insan:"Mavi". Mavi suyun rengidir, suyu bize sunan gökyüzün rengidir.

Mavi... Gökyüzü ile denizin aşkı da maviyle başlamadı mı? Önce gökyüzü sundu maviliğini denize ve deniz de sonsuza dek gözü gibi bakıp koruyacak o kutsal rengi.

Sevgiliden geliyorsa bir renk kutsaldır, asildir.  Mavi, göklerin sahibinin gökyüzüne bir hediyesidir, hediyeyi hediye etmek sünnetdir, diyen gökyüzünün denize hediyesidir. Mavi ruhumun ruhuna sunacağı yegane hediyesidir.

Masmavi gökyüzü ile dans eden bulutlar misali belki bir parça beyaz güzel olur mavinin yanında, o da kefenimin rengi olsun ölümün tüm kusursuzluğunda.

Son olarak size Haydar Ergülen'in çok sevdiğim "Mavi" şiiri ile veda ediyorum:

Mavi

üstünde yağmurdan başka hiçbir şey yoktu
anlam olmak için yeterince çıplaktın
şiirin nasıl bir şey olması gerektiğini
hatırlatıyordu gözlerin, sana böyle inandım:
ben inanmak için şiir yazıyorum, gözlerin
cihangir'i hatırlatıyordu, hayal içinde fakir
üsküdar'dan o rüyaya baktım: maviydin
bir özletip bir geri çekiyordun denizlerini!
usul usul inandım güzelliğin hatırına yağan
yağmurun üstümüzde hakkı vardır, inandım
uzak bir mavi kızın gözlerindeki bulut
burada içimize yağacaktır, inandım, mavi
bir yağmurluğun da olsa şiirden ıslanırdın!
gövdene de böyle inandım, duruydu, şiirin
nasıl bir şey olması gerektiğini hatırlatıyordu:
öyle çıplaktın ki içinde şiirden başka
hiçbir şey yoktu, gövden neyi hatırlatıyorsa
ona inanıyorum, beni hatırlamasa da, biliyorum
bazı uzaklıkların hiç mektup beklemediğini...

bazı şiirler de bekleyemiyor yağmurun dinmesini!


Yazıyı beğendiyseniz paylaşırsanız sevinirim, bir başka yazıda görüşmek üzere... Hayatımızdan mavi eksik olmasın :)

8 Eylül 2017 Cuma

BÖĞÜRTLEN SEVMEYEN VAR MI?


Kendi Objektifime Yansıyan Bir Kare :)

Merhaba sevgili okurlar, size bu yazımda çok sevdiğim, sizin de sevdiğinizi düşündüğüm böğürtlenin güzelliğinden, faydalarından bahsetmek istiyorum ve bir de Mehmet Rauf'un "Böğürtlen" romanına değineceğim ama onu en sona saklıyorum :)

Tabi böğürtlenin faydaları saymakla bitmiyor. Sağlığımız için oldukça kıymetli olan böğürtleni bol bol tüketmeliyiz kanımca. Yüksek tansiyona, ağrılara, bademcik iltihabına iyi gelen böğürtlen, kanser ve tümör hücrelerinin de büyümesini engelliyor. Gülgiller ailesinden olan böğürtlen, meyvesinin dışında kökü ve yaprağıyla da şifa deposu sevgili okurlar. Daha da sayacak olursak böğürtlen; cilde iyi gelir, diyabeti önler ve kilo vermeye de yardımcı olur. Böğürtlenin bilinen ciddi bir yan etkisi yoktur; ama böğürtlen olgunlaşmış şekilde yenmelidir. Yeşil renkteki olgunlaşmamış olanlar tüketilmemelidir.

Evet böğürtlenin bilimsel açıklamalarını yaptıktan sonra gelelim güzelliklerine :) Yaz aylarının en sevilen meyvelerinden biridir böğürtlen şüphesiz. Dikenlerin arasında, oturaklı ve mütevazi bir meyvedir. Aynı zamanda toplarken beyaz giyilmemesi gereken meyve :) Çalılarda yetişen ama yine de insanı "Gel, dikenli de olsam yine de gel." diye çağıran, dikenleri ellere batsa da yenilmekten asla pişmanlık duyulmayan meyvedir böğürtlen. Elimizin kolumuzun çizik içinde kalmasına ek olarak kıyafetimiz delik deşik ve yer yer pembe olabilir. Aynı zamanda birkaç tane alayım da ağzım tatlansın derken, bir kiloya yakın yenilip karın ağrısı da yapabilir :) Ağustos ayında zirve yapan, kocaman kocaman, nefis nefis bir meyve, akşama ocakta kaynayan reçelinin kokusu da cabası :) En çok da siyah renkte olanlar, "Olgunlaştım, üstünüzü başınızı batırarak yiyebilirsiniz beni." der adeta.

Son olarak Mehmet Rauf'un "Böğürtlen" adlı romanına değinmek istiyorum. Çok narin, çok duygusal bir aşk hikayesi :)

Romanda Pertev Bey yakın arkadaşı olan Nihat ile dolaşırken üç tane şımarık kız kardeşin yanında adeta sığıntı gibi duran Müjgan'ı görür. Görür görmez de aşık olur. Müjgan'a bunu belli etmeye başlar; ama Müjgan: "Ben senin düşündüğün gibi bir kız değilim" diyerek reddedince Pertev Bey biraz üzülür. Müjgan'a ciddi düşündüğünü kanıtlamak için evlenme teklif eder; ama bu sefer de  Müjgan "Daha birbirimizi tanımıyoruz ki" deyince Pertev Bey çok üzülür ve bir süre uzaklaşmaya karar verir. Aslında kız doğru söylüyor bence de :) Pertev Bey Müjgan'ın aşkına daha fazla sabredemeyip geri döner. Müjgan da zaten Pertev Bey gidince çok üzülmüş ve pişman olmuştur. Tekrar bir araya gelince kavuşurlar.

Böğürtlen az bulunan, yabani ama bir o kadar da lezzetli bir meyve olduğu için çılgın aşığımız Pertev Bey, aşık olduğu Müjgan'ı böğürtlene benzetiyor. Kitabın adı da buradan geliyor :)

Yazıyı beğendiyseniz, ki umarım beğenirsiniz, paylaşırsanız çok sevinirim. Bir başka yazımda görüşmek üzere, kendinize çok iyi bakın :)

3 Eylül 2017 Pazar

"SÖZCÜKLERİN SİHİRLİ DÜNYASI-SER KELİMESİ"

Merhaba edebiyat severler, yeni bir bölüm ile karşınızdayız. Bu bölümümüzde gündelik hayatta kullandığımız sözcüklerin kökenlerine ve içlerinde barındırdıkları manalara değineceğiz. Bu çalışmamızın ağzımızdan çıkan sözcükleri daha etkili ve daha doğru yerlerde kullanmamıza yardımcı olacağını düşünüyorum. Sözcükleri ve anlamlarını açıklarken kimi zaman deyimlere kimi zaman atasözlerine veya gündelik yaşamda sıkça kullanılan cümlelere yer vererek akılda daha kalıcı olmasına çalışacağız. O zaman hazırsanız başlıyoruz :)

İlk sözcüğümüz "ser(سر) " olsun.  Ser sözcüğü Farsça kökenli bir sözcük olarak dilimize geçmiş ve epey de tutulan ve sıkça kullanılan bir sözcük olarak kendine yer bulmuştur. Anlam olarak "kafa, baş" manalarına gelmektedir. Kullanım yerlerine bakalım:

"Ser verir sır vermez." Bu deyimi bilmeyen yoktur sanırım. Gündelik hayatta çok güvendiğimiz, ağzından asla laf çıkmaz dediğimiz insanlar için kullandığımız bir deyimdir ve gördüğünüz üzere Farsça sözcük olan "ser" kelimesini "kafa" yerine kullanarak çok güzel bir deyim bulmuş atalarımız.


Bunun yanında "ser" kelimesi yine sıkça kullanılan bir kelimenin türetilmesine yardımcı olmuştur; "sarhoş". Bu kelimenin aslı "ser-hoş"tur yani kafası hoş olan manasına gelmektedir. Hem "ser(سر)" hem de "hoş(خوش)" kelimeleri Farsçadır. Zamanla Türkçe'nin Büyük Ünlü Uyumu kuralına uyarak "ser" kelimesindeki e ünlüsü a'ya dönüşmüş ve günümüzde kullandığımız "sarhoş" kelimesini meydana getirmiştir.

Bir de "Ne yardan geçer ne serden" deyimi vardır. Bu deyim de hiçbir fedakarlık yapmadan, çaba göstermeden istediği hedefe ulaşmaya çalışan insanlar için kullanılan bir deyimdir. Bir şeyi çok ister ama hiç çaba göstermez, çaba göstermeden amacına ulaşmayı bekleyip ne çaba göstermek ister ne de bu amaçtan vazgeçer. Bu deyimde de gördüğünüz üzere yine ser kelimesi kullanılmıştır.


Ser kelimesi ile ilgili benim seçtiklerim bu üç örnek oldu. Üç örneği de günlük hayatta sıkça kullandığımız için aklınızda yer edeceğini umut ediyorum. Belki yöresel ağızlarda ser kelimesinin farklı kullanım alanları olabilir, siz de ser kelimesi ile ilgili bildiğiniz veya duyduğunuz kelimeleri, deyimleri anlamlarıyla birlikte bizimle paylaşırsanız çok sevinirim.

Bu yazımızda hem ser kelimesini hem de Türkçe'mizdeki yaygın kullanım alanlarını görmüş olduk.

Bilgi paylaştıkça güzeldir, yazıyı beğendiyseniz paylaşarak daha çok kişiye duyurabilirsiniz. Herkese hayırlı ve güzel bayramlar diliyorum. Bir başka sözcüklerin sihirli dünyasında görüşmek üzere, seriniz hoşken araba kullanmayın lütfen :)

EN ÇOK OKUNANLAR